Başkaldırı

Başkaldırı halindeyim bir süredir. Terapi sürecimin bir parçası mı? Yoksa yerimde mi sayıyorum? Karar vermiş değilim. Madem isyan yaşıyorum, ortaya dökmem lazım ki benimle aynı sıkıntıları deneyimleyenlerden, sistemdeki eksiklikleri kapatmaya çalışanlardan ya da olur a sistemin aklı başında insanlarından birilerine denk gelirse bir anlam ifade etsin.

Yasal süreç devam ederken her gün bir kez daha sürecin ondan yana olduğuna şahit oluyorum. Aylarca bana ve bebeğime sürekli ve ince ince işkence etmiş, canımıza kastı olduğunu itiraf etmiş, ölmemizi dilemiş, evime gizlice girmiş, benden önceki yaşantısında şiddet ve istismar eylemleri olduğunu, en önemlisi bundan sonra da tutumunun değişmeyeceğini bildiğim bir insan var karşımda. Gelin görün ki, etkisinin ağırlığını gösterme olanağım yok.

Kanıtlayamıyorum

Yaşattığı eziyetlerin çoğunun dört duvar arasında olması, dışarıda kendini bambaşka bir iyi halli karaktere büründürmesi, beni karalamak adına başkalarına yaptığı tüm manipülasyonlar bir yana, alenen yaptıklarını da kanıtlayamıyorum. Tedbir kararına rağmen gelip kapımın önünde bir saat nöbet tutuyor, tedirgin olup çağırdığım polis üçüncü aramamdan sonra, yani ilk aramamdan kırk dakika ve o kapıdan ayrıldıktan on beş dakika sonra geliyor. Polis geldiğinde onu görmediği için olay “gerçek” olmaktan çıkıp “kişisel beyan”‘a yani benim iddiama dönüşüyor.

Orada durması önemli görülmüyor zaten. Her an bir şey yapacağı endişesiyle beklemek zorunda kalmam, korkudan evden çıkamamam, tehdit altında hissetmem önemsiz. “Bir şey yaptı mı?” diye soruyorlar, avukat da polis de. “Hayır, orada durdu.” diyorum. O duruş bana koruma kararını umursamadığını, hala burnumun dibinde olduğunu, vazgeçmeyeceğini, kurtuluş olmadığını göstermiş kimin umurunda!

O duruşun bana neler yaşattığı yasal açıdan önemli değil, zira onun yıllar içindeki eylemlerinin sonucu olarak benim bu korkuyu hissetmemin bir anlamı yok. Bir saldırı eyleminde bulunmaması aklanması için yeterli. Her gün göz göre göre şiddet eylemleri sonucu ölen, fiziksel olarak yaralanan, cinsel olarak istismar edilen bunca insanın olduğu bir toplumda herhangi bir saldırıda bulunsa da sonucun farklı olacağını sanmıyorum.

Kendisinin ne kadar güçlü olduğunu göstermek adına övünerek anlatması dolayısıyla geçmişinde birini ölesiye darp ettiğini bilmemin anlamı yok; çünkü karşı taraf şikayetçi olmamışsa siciline işlenmemiştir. Benim dava sürecinde sicil kaydını sorgulamak istemem bile sicil temiz görünüyorsa ona iftira attığım yönünde yorumlanabileceği için bana karşı dava açma olanağı veriyor ona. Şiddet eylemlerini açık edemiyorum.

Benden önce cinsel açıdan kötüye kullandığı kadınlar olduğunu bilmemin bir etkisi yok; çünkü o kadınlardan herhangi biri kendisini ifşa etme cesaretini göstererek gelip tanıklık etmez. Cinsel istismarı gösteremiyorum.

Psikolojik durumunun tespit edilmesi için mahkeme yönlendirmesi istesem de mahkeme onu psikiyatrik muayeneye zorlayamıyor. Narsistik bakış açısıyla bir sorunu olmadığından emin bir şekilde Adli Tıp muayenesine gitmesi halinde bile oradan çıkacak sonucun doğruluğu tartışılır. Benim tartışmama gerek yok. On dakikada çıkan “ruh sağlığı yerindedir” raporları dolayısıyla Adli Tıp hakkında medyada yapılan eleştirilere yıllardır hepimiz tanığız. Üstelik onun lehine böyle bir rapor çıkarsa, bu kez yine ona iftira attığım gerekçesiyle bana dava açma hakkı doğmuş oluyor. Psikolojik olarak bir çocuğa bakmaya yetkin olmadığını kanıtlayamıyorum.

Önemsiz görülüyor

Tek başına önemli görülmeyen; fakat bir arada yaşandığında insanın dengesini alt üst eden yüz tane ince işkence sayabilirim bana ve oğluma uyguladığı. Avukatlara göre saymasam daha iyi; çünkü yüz ayrı işkenceye dair belgeleri ya da belgesi yoksa olay öyküsünü okumakla vakit harcamıyormuş hakimler. Önemli birkaçını sıralamak istemem de işe yaramıyor; çünkü daha baştan avukatın kendisi eliyor. Narsistle Yaşam ya da Narsist Baba başlıkları altında anlattığım olayların hemen hiçbiri önemli arz etmiyor sistem içindeki insanlara.

Can’ın onu gördükten sonra bütün düzeninin alt üst olması, hala devam eden uyku sorunları bile önemsiz.

Süreçte görev alanlar eğitimli değil

Ne avukatlar, ne hakimler ve ne pedagoglar, yakın zamanda muhatap olduğum ya da danıştığım bu tip davalarda uzman olan hiçbir kişi kişilik bozuklukları hakkında bilgi sahibi değil. Yasal süreçlerde görev alan kişilerin kişilik bozuklukları konusunda eğitim almaları ütopik bir istek olarak değerlendiriliyor. Tabi ki onların teşhis koyması beklenemez; fakat anlatılanları sağlıklı bir şekilde ele alabilmek için bariz sıkıntıları görecek eğitimi almaları anlamsız gelmemeli. Her gün çok sayıda insanla haşır neşirken doğru yönlendirmelerde bulunmak ya da doğru kararlar alabilmek için bu konuda bilgi sahibi olma gerekliliği ve bu bilginin eksikliği sadece bana görünmüyor olsa gerek.

Elim kolum bağlı

Hal böyle olunca bana elimden geleni yaptığımın söylenmesi de beni rahatlatmıyor; çünkü görünen o ki elimden hiçbir şey gelmiyor. Kendi kendime onun kimliğini ortaya çıkarabilmek için çırpınıp duruyorum. Hiç ama hiçbir işe yaramıyor.

Hep şikayet ettiğim “bir şey olmaaaz”‘cı, “boşveeer”‘ci, “kafana takma”‘cı zihniyet resmi süreçler dahil her yerde karşıma çıkıp beni durduruyor. Benim göz göre göre yapılan adaletsizliklere tahammül edemeyen, sorgulamadan düzeltme gayretine girmeden rahat edemeyen ruhum isyan bayrağını indirmiyor.

Korkuyla yaşama gerçeğim bir son bulmuyor. Elim kolum bağlı başımıza gelecekleri bekliyorum endişe içinde; beni bu duruma getiren herkese ve her şeye başkaldırı halinde!

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Başkaldırı” için 4 yorum

  1. Seni öyle iyi anlıyorum ki keşke anlamasaydın. Benim de tüm bunları açıkça algılamam bir psikolog arkadaşım sayesinde oldu; ama şimdi ayrıyız. Adam kişilik bozukluğunun farkında. Muhtemelen birkaç tedavi süreci de var anlatamadığı açıklamadığı; ama çözüm arayışı yok. Ailesi bile inanmıyor duruma. Çok zor bir durum bilmiyorum ne yapacağız. Dua etmek tek çaremiz.

  2. Hayata devam etmemiz gerekiyor. Allah’ın yardım edeceği günü bekleyelim. Allah yardım edecektir. İnşallah. Zorluktan sonra bir kolaylık yaratır mevlamız. Psikolojik şiddete maruz kaldık. Kime ne ispat edebiliriz ki. Dua dua tek çare.

  3. Ben de inançlı bir insanım ve dua ediyorum. Ancak, bir özgür irade var ve İslam de öğretisi zalime karşı durmayı emreder. Susmak istismara destek olmaktır. Şöyle örnek vereyim: Bana bunları yaşatan kişinin benden önceki kurbanları seslerini yükseltseler, haklarını arasalar, birileri tanıdık diye onu korumasalardı ben ve oğlum şu an bu durumda olmayacaktık. Bu adamın daha önce karıştığı şiddet olayları o tanıdıkları sayesinde siciline işlenmemiş. Daha önce zorbalık yaptığı kadınlar “şiddet görmüş kadın” etiketi yememek için sessiz kalıyorlar bugün bile. Adam uzaklaştırma kararına rağmen canı istedikçe kapımda ve polis “Bir şey yapmamış işte. Kapınızı açmayın güvende olursunuz” diyor. Geçmiş bitmiş bir acı deneyim değil benimki. Hala içindeyim ve bebeğimle birlikte tehlikedeyim.
    Ben kabul edemiyorum hayır! Bu durumda susup oturmak inançlarıma ve vicdanıma sığmıyor. Fiziksel, cinsel, psikolojik her ne şekilde olursa olsun istismara uğrayan insanlar yasalar ve kolluk tarafından korunmalı ve faillerin aynı istismara devam etmelerinin engellenmesi için yasal olarak gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Kurbanlar huzur ve güven haklarını aramayı öğrenmelidirler. Toplum da her tür istismar hakkında bilinçlendirilmelidir.

  4. Hiçbir şey o kadar kolay değil. Kadınları kendi çocuklarını öldürmekle tehdit ediyorsa hele. Bu insanlar normal değil, köşeye sıkıştıklarında herşeyi yapıyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir