Bugün

Bugün geldiğim noktada kronolojik sırayı atlayıp bu günü yazmaya ihtiyacım var. Zira, gerginlik giderek artıyor. Arada atladığım olaylar olsa da genel hatlarıyla bugüne kadar gelmiştim zaten. Atladıklarıma da tekrar yolum düşerse değinirim artık. Daha bir önceki yazıda ilerleme kat ettiğimi yazmıştım. (Bkz: Narsizmle Tanışmam) Hatta evden taşındıktan sonra kabusun içinden çıktığımı sanmıştım. (Bkz: Baba Oğul Görüşmeleri) Şimdi ise ne kadar saf baktığıma kızıyorum.

İlerleme kat ettiğim doğrudur; ama yolun uzunluğu ve çetinliği benim zihnimde tanımladığımdan çok daha fazla ve kabusum devam ediyor belli ki. Zira haftasonu bir seviye daha atladım farkındalıkta. Doğru ifade edip edemeyeceğimi bilememekle birlikte deneyeceğim. Yaşadığım olumsuzlukları küçümsemek ve/veya görmezden gelmek gibi kötü bir huyum var benim. Olumsuz yaşantıları büyütmenin psikolojik olarak zararlı olduğunu düşünürüm oldum olası. Tamam büyütmek sağlıksız da unutmak veya yoksaymak da öyle değil mi? Hamilelikte ve onun evindeki dönemde başıma gelenleri ağırlığıyla paylaşmayıp kendime saklayarak büyük bir hata yaptığımı fark etmiştim etmesine, bununla birlikte aynı hatayı sürdürmek neden? Mesela neden hala geçen haftaki hakaretlerini yazarken “or…u” dediğini de yazmadım. (Bkz: Baba Oğul Görüşmeleri) Can kucağındayken hem de. Yazamıyorum, aklıma gelmiyor, aklıma geldiğinde öncekiler de geliyor. Can’ı geç getirdiği birçok seferde Can’ı bana bıraktıktan sonra asansöre yürürken ağzının içinde; ama duyacağımdan emin olacak şekilde aynı sözcükle küfretmeleri geliyor. Verebildiğim tek tepki kapıyı hızlıca kapatmak olabiliyordu.

Ne diyebilirdim ki bu seviyedeki bir tutuma? Ne yapabilirdim ki? Çaresiz hissediyordum hala hissediyorum, nasıl kurtulabileceğimi düşünüp duruyorum. Bir yol bulamadıkça da daha çok kaygılanıyorum. Bundan birkaç hafta öncesine kadar çok öfkeleniyordum. Kızıyordum, hatta bağırıyordum ona. Onun ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildi benim öfkelenmem. Tam istediği kıvama gelmiş oluyordum. Bana çeşitli şekillerde saldıran, damarıma basan kendi değilmiş gibi bir anda mod değiştiriyor “Aa sakin ol lütfen. Bağırarak konuşma benimle.” diye üste çıkıyordu. Bu kalıbın farkına vardığımdan ve ona ne söylesem iletişim kuramayacağımızı anladığımdan beri öfkelenmiyorum. Kızıyorum tabi ki; fakat ona sakince tepki veriyor, sesimi yükseltecek kadar kendimi kaybetmiyorum. Danıştığım psikologla olan analizlerimiz de buna katkıda bulundu. Yine de beni beklemediğim yerden vurarak öfkemi tetikleyecek bir hamlesi olursa yüzde yüz sağlam kalacağımı iddia edemem. En özel yanlarımı paylaştığım, zayıf yönlerimi bilen biri karşımdaki. Benimse sürekli saldırıya uğramaktan her yanım halihazırda yara bere içinde.

Bu haftanın krizi yine Can’ın görüşme saatleri üzerinden çıktı. Can’la görüşmelerinin dışarıda benim gözetimimde birkaç saatle sınırlanması bunca zaman yaşananların bir sonucu değilmiş gibi her hafta görüşme gününden önce yazarak erken saatte gelip Can’ı almak suretiyle uzun saatler görüşmeyi talep ediyor. Her hafta ona bunun mümkün olmadığını söylemek ve şiddetli ısrarına maruz kalmak zorundayım.

Bir de haftaiçi canının istediği saatte görüntülü aramaları var. Yanıt veremezsem arka arkaya saatlerce aklına geldikçe arar. Geçen perşembe iki saat içinde yedi kez aramış mesela. Cuma benzer şekilde beş kez. Can’ın telefonla haşır neşir olmasını istemediğim için telefonum o doğduğundan beri sessizde durur ve zorunlu haller dışında ancak o uyuduğu zamanlarda telefonla işlerimi hallederim. Söz konusu iki gün de dışarıda olduğumdan aramalarını geç gördüm. Cuma geri aradıysam da o yanıt vermedi, görüşemediler. Bu durumun bir şekilde benim aleyhime döneceğini biliyordum. Her fırsatta onu oğlundan ayırdığımı söyleyen adam bunu kullanmaz mı!

Bu arada, bu mesajlar ve aramalar yüzünden telefonu elime her aldığımda gerildiğimi söylememe gerek var mı? Bildirim ışığının yanıp sönmesi benim için gerginlik sebebi artık. “Bu sefer ne yazdı acaba? Yine mi aradı ki?…

Dönelim cumartesiye, birkaç haftadır kısa yanıtlarla yazışmaları kapatan ben, bu sefer bir mesajına ayrıntılı yanıt verme gafletine düştüm. Bir insanın bir seferde arka arkaya bu kadar yalan söyleyebildiğine ben başka bir kişide rastlamadım. Narsistlerin inandırıcılıklarının yüksek olmasının sebeplerinden birisi yalanları sıralarken arada doğru bir şeyler de söylemeleridir. Karşılarındaki etkilemek istediği kişi ya da kişilere gerektiğinde doğruları kanıtlayarak geri kalan ifadelerinin de doğru olduğu izlenimini yaratırlar. O kadar kendilerinden emin söylerler ve ısrar ederler ki karşılarındaki kişi kendisinden şüpheye düşer. Bu durumda ise ben artık bu kalıpla yüzlerce kez savaştığımdan kendimden şüpheye düşmüyorum. Yalnız bazen o kadar kanıma dokunuyor ki böyle kendini bilmez şekilde gerçekdışılıklarla saldırması, ithamlarına yanıt vermek zorunda hissediyorum.

Bu kez verdiğim iki uzun yanıtın ardından yeni yalanların geleceğini ve yazmaya devam etmemin bir anlamı olmadığını nihayet hatırlayabildim. Bir iki saat içinde Can’la görüşme saati gelecek ve yüz yüze olacaktık. Geçen haftaki hakaretleri geldi gözümün önüne. Nereye kadar kaldıracağım bunları? Yenilerinin geleceğini bile bile Can babasını görebilsin diye ne kadar katlanacağım? Katlanmak zorunda mıyım gerçekten?… derken bedenim tepki verdi bunca strese. Tansiyonum düşer gibi bir halsizlik çöktü üstüme ve bunca şeyin üzerine dışarı çıkamayacağımı yazdım. Bedenim tepki vermeseydi muhtemelen yine vicdan yapacak, Can mahrum kalmasın babasından diye onunla karşı karşıya gelecektim.

Onun yanıtı ise iki gündür görüntülü aramalarda da Can’la görüşemediğinden, Can’ın hasta olduğundan ve benim ona sağlık durumu hakkında bilgi vermemek için ona göstermediğimden şüphelendiği temelinde yeni yalanlar eşliğinde sunduğu bir suçlamalar dizisiydi. Ona Can’ın videolarını çekip artık zorunlu durumlar dışında ona yazmayacağımı ekledim.

Sonradan ölçtüğümüzde hafif bir düşüklük vardı tansiyonda; ama sorun o değildi. Zira akşamüstü bir başağrısı çöreklendi ve uzun zaman sonra ilk kez bir migren atağı geçirdim. Geceyarısına doğru ağrı hafiflemiş, basit zonklamaya dönmüş şekilde uyandığımda kendime yüklenmeye devam ediyordum.

Son olarak, yeni mesajlarına ya da aramalarına maruz kalmamak için onu yazışma uygulamasından ve aramalardan engelledim. Hiç olmazsa bir iki gün yeni tacizler olmadan kafamı toparlamaya ihtiyacım var. Yanıtlamam gereken çok fazla soru var:

Ben bunca zamandır neden net kararlarla uzaklaştırmıyorum bu adamı kendimden? Neden huzur hakkımı aramıyorum? Can babasını görmeli ve sevmeli diye düşünüyorum da bu arada kendimi de güvene alabilsem olmaz mı? Bana bu şekilde davranmasına maruz kalmak zorunda değilim ki! Bendeki kalıplaşmış bu zayıflık neden?

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Bugün” için 2 yorum

  1. Inanin ki yasadiklarinizi o kadar iyi anliyorum ki belki de dunyada sizi benim kadar iyi anlayan bir kisi daha cikmaz desem hic te abartmis olmam. Okuduklarimi gozyaslari icerisinde, tabiri caizse adeta hickirarak okudum. Ayni seyleri yillarca hatta hâlen yasamakta oldugum icin zaman zaman hickirarak aglamak, aglayabilmek dışında tüm insani özelliklerimi yitirdiğimi itiraf etmek icler acisi bir durum. Bu insan kiliginda ortalikta dolasan ruh emiciler, cookkk zararlilar cok. Yol yakinken donebildiginiz için sanslisiniz
    Bildiğim ve emin oldugum tek sey var ki o da hic ama hic kimsenin bunlarla yasamayi hak etmedigidir. Gucunuzu yitirmeyin hayat herseye ragmen guzel …herseyinizi sizden calsalar da yine de hayat yaşanmaya deger… saygi ve sevgilerimle…

    1. Ağlamak, ağlayabilmek çok değerli. Hala kendinizle yoğun bağlantınız olduğunu hala kendinizi ifade etmek için bir kanalınız olduğunu gösteriyor. Ağlayamadığım çok uzun zamanlar oldu benim. Artık geçti. Hepimize geçmiş olsun. Önümüz aydınlık olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir