Her Şey Bittikten Sonra

Her şey bittikten sonra nasıl oluyor yaşam? Huzurlu? Neşeli? Kaygısız? Öfkesiz? Tehditsiz? Tarifi zor; ama deneyeceğim.

Her şey

Önce “her şey” ‘den kastımın ne olduğunu tarif etmeliyim; çünkü bitenler ve bitmeyenler tamamen bireysel deneyime özel. Sömürüye dayalı bir ilişkinin ardından yeni bir düzen kurmanın zorlukları, terapi süreci, hukuki süreç, ekonomik iniş çıkışlar ve tabi çocukların sağlıklı gelişimi en çok üzerinde durduğumuz konular. Bu başlıkların her birine şu an bulunduğum yerden tekrar bakınca görüyorum ki, ben (yani sen) bitirmedikçe bu dönem hukuki süreçler dahil bir ömre yayılabilir.

Dava bitti demiştim en son. Bitmemiş meğer! İtirazlar, uzatmalar, başka dava tehditleri, icra takipleri, suç duyuruları… Can üzerinden süren saldırılar… Artık anlatmaya değer bulmadığım birbirinin neredeyse aynı, sonu gelmeyen tacizler… Narsistik, sosyopatik kişilik yapısının davranış kalıplarına baktığımızda bir noktada bitecek olan; ancak henüz sonu görünmeyen bir atak dizisi…

Yalnız, çok ama çok önemli ve tüm olanların seyrini değiştiren bir temel değişiklik var: BEN!

BEN

Ben değiştim! Sadece değişmek değil, evrim geçirdim. Bir zamanlar sınırlarımı korumak adına ulaşmaya çalıştığım içsel hedefin çok ötesinde bir yerlerdeyim. Olaylara, durumlara, tacizlere, yaşama dair yalnızca dışarıya verdiğim tepkiler değil, kendi içimde karşılama şeklim, hislerim, inançlarım kökten değişime uğradı.

Taciz mesajları artık sadece bakıp kenara koyduğum önemsiz detaylara, hukuki saldırılar ise sadece avukatla görüşme ve hukuki zeminde yanıt verme gibi zaman kaybettiren işlere dönüştü. Telefon numaralarının görünür olmadığı yıllarda “telefon sapıkları” vardı, bilir misiniz? Ara ara canı sıkıldıkça çaldırıp sözlü sözsüz rahatsızlık vermeye çalışan, siz umursayıp abartılı tepki vermediğiniz takdirde bir süre sonra vazgeçen, telefon hattının öbür ucunda olduğu için size zarar veremeyeceğini bildiğiniz, muhtemelen ergen ya da işsiz birisi… Eşe, dosta, arkadaşlara “Bu ara bir sapığımız var” diye bahsettiğiniz o önemsiz detay hani. Benim algım da bu noktaya döndü şu anda. Ömür boyu canı sıkıldıkça dürtecek bir sapığım olduğunu kabullendim. Ve bitti!

Bu rahatlığın en önemli sebeplerinden biri, Can’in doğal olarak gözlemleyip kendi kendine yerli yerine oturtan ve doğru sorular soran saf ruhu. Onun tepkileri, anlayışı, bakış açısı hem ruhunun sağlamlığına hem de doğru yolda olduğuma dair bana güven veriyor.

Defolar

Terapi dediğim süreç çok önce bitmiş olsa da o dönemde de yazdığım gibi bireysel çözümlemelerin sonu yok. Kişisel yakın tarihime dönüp baktığımda bir iki ay öncesine nazaran bile farklılaşmaya devam ettiğimi görüyorum. Hamilelik öncesi taş devri, narsizm uyanışı ise milat sanki.

“Terapi bitti, hadi hayat!” dediğim noktadan sonra gelen hayat, suçluluk duygusundan arınmış olduğum halde içimde devam eden neden arayışları beni çok derinlere götürdü. Kendi defolarımın üzerinden bu farkındalıkların bilinciyle yeniden geçmek, tüm bu olaylar öncesinde de “neden böyleyim” sorgulamasını yaptığım bazı özelliklerime dair hayatımda ilk kez açık ve net yanıtlar bulmamı sağladı. Bunun nasıl bir rahatlama getirebileceğini tahmin edebiliyor musunuz?

Mesela yaşamımın belli dönemlerinde, “sert” olduğuma dair eleştiriler aldım ben. Bu sertliğin sadece beni rahatsız eden belli durumlara ya da belli kişilere karşı ortaya çıktığını bilsem de net teşhisi koyamıyordum bir türlü. Oysa, her şey bittikten sonra ne kolay oldu görmek! Sınırlarımı korumakla ilgili sorun yaşadığımdan, sınırlarıma saygı göstermeyen insanlara ya da durumlara karşı bir koruma mekanizması olarak sert çıkışlar geliştirdiğimi fark etmek için tek bir bakış yetti. Görmek yetmiyor tabi, yılların alışkanlıklarını kırmak, ömür boyu sahip olmadığın bir beceriyi kazanıp geliştirmek zaman alıyor. Ancak, nihayetinde sınırlarımı korumak için büyük çabalar harcamama gerek olmadığını görebilmek değerli bir güven veriyor.

Otomatik yanıtlar ve miras

Defoları kurcalama dönemimin bana göre mükemmel olan yani da şu ki, anneliğin getirdiği sorumluluklar ve deneyimler bu analiz sürecimde müthiş bir katkıda bulunuyor. Can’in yetişme şekli ile kendiminki arasındaki devasa farka hem hayret ediyorum hem de bazı defolarımın kaynaklarını çocukluğumda bulduğum için onun çocukluğuna miras bırakmamaya gayret ediyorum. Sonuçta tüm ebeveynler için geçerli bir kural var: Enerjimiz düşük ya da bir şekilde tahammülümüz zayıf olduğunda otomatik yanıtlarla hareket ediyoruz. Bu otomatik yanıtlar ise kendi ebeveynlerimizden, öğretmenlerimizden ya da diğer bakıcılarımızdan gördüklerimiz oluyor.

Annem babam kötü birer ebeveyn oldukları için değil, hayır. Aksine onların ellerinden gelenin en iyisini yapmak için sonuna kadar gayret gösterdiklerini biliyorum. Yine de şartlar arasındaki farkları ve bunun gelişime olan yansımasını kendimde sorgularken oğlumda izlemek çok yoğun duygu ve düşünce silsileleri doğuruyor bende.

Sonuç ise yüzleşmenin peşini bırakmadığım için muazzam!

Derttaşlık

Bu arada gerek blog gerek sosyal medya hesapları dolayısıyla iletişim kurduğum yüzlerce derttaşla çok yol kat ettik. Bu verimli sonuçlarda asıl kilit nokta, birlikte çabaladığım derttaşların yüzleşme cesaretleri ve vazgeçmeyişleri. Gözlerdeki o parlamalara, tekrar vücut bulan içsel enerjinin ve güvenin yükselişine tanık olmaya bayılıyorum doğrusu! Dünyanın ve memleketin dört bir yanında dost derttaşlarım var artık.

Okumaların ve araştırmaların ise sonu yok. Daha geçen hafta travma sonrası stres çözümlemelerine dair yeni ulaştığım bazı kaynaklar oldu. Birikimlerin giderek arttığını ve bir yerlere ulaşabildiğini görmek inanılmaz anlamlı.

Blogu okuyanlar ticari amacım olmadığını, yaşamımızı idame ettirmek için elimde kalan kısıtlı zamandan çalarak bu konudaki çalışmaları sürdürdüğümü biliyorlar. Nitekim son zamanlarda sosyal medya paylaşımları için de vakit ayıramaz oldum. Bu noktayı tekrar belirtme gereği duydum; çünkü yetkinliğim sıklıkla derttaşlarca sorgulanıyor. İyi de oluyor. Zira, sahip olmadığım bir yetkinlik iddiasında olmadığımı vurgulama fırsatı doğuyor. Başından beri yazdığım gibi profesyonel psikoterapi bu gibi durumların çözümlenmesinde hayati önem taşıyor. Bense terapist değilim. Kendi deneyimlerimi ve araştırmalarım sonucunda edindiğim bilgileri, kendi iyileşme sürecimde uyguladığım yöntemleri, sonrasında da devam ettiğim araştırma ve geliştirmelerle en samimi hislerimle ve emekle paylaşma gayreti içindeyim. Aynı dili konuşabilir karşılıklı faydalanabilirsek ne ala!

Ve bayram

Uzunca zamandır el atamadığım bu yazının bayrama gelişi de ayrıca hoş bir tesadüf oldu; çünkü giderek ferahlığı artan bir yaşamda daha yüksek bir neşeyle, sevgiyle kucaklanmış şekilde bayramı hissediyorum ve bu hisleri en anlamlı ve içten dileklerle paylaşmak istiyorum.

Bayramınız bayram olsun! Her şey bittikten sonrasının güven olduğunu hatırlayın! Güven, huzur, düğümlerin çözümü ve aydınlık! Hadi siz de gelin!

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Her Şey Bittikten Sonra” için 2 yorum

  1. Tebrik ediyorum her geçen gün çok çok daha iyi olacak inanıyorum. Gerçekten çok yol kat ettik. Siz benim iç sesimsiniz iyiki varsınız. İyi bayramlar diliyorum. Bu arada bayramlar narsistlerin şov zamanı her zamankinden daha dikkatli olalım, huzurumuza yaklaşmalarına izin vermeyelim. Sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir