Narsistin Baba Oluşu

Narsistin baba oluşu nelere sebep olur? Bir narsist sapkın iyi baba olabilir mi? Bir ebeveynin “iyi” olup olmadığına bir başkası karar verebilir mi? Peki ama eşine sevgilisine… psikolojik şiddet uygulayan kişilik bozukluğu sahibi bir insan çocuğuna şiddet uygulamamayı başarabilir mi?

Sorular soruları kovalıyor. Okuyor araştırıyorum. Görüşler, deneyimler olumsuz yanıtlar veriyor. Kendi deneyimlerim de ne yazık ki o yönde ilerliyor. Kaygılarım bitmiyor. Hal boyle olunca şimdiye kadar nasıl bir baba olduğunu da dökmem gerekiyor.

Yaşadıklarımı yazarken ara ara değindim aslında. Hamilelik dönemindeki diğer tüm kavgalar yanında bebeğe yönelik düşsün diye sevişirken hırpalamalar, “keşke aldırsaydık”‘lar, ihtiyaçlarıyla ilgilenmemeler benim inkar aşamasındaki bünyem için henüz hazır olmadığına alametti. Bebek doğduktan sonra onu görüp sevince değişeceğine inanıyordum ki değişti de. Yalnız hamilelik dönemine dair üzerinden geçmem gerekenler var.

Tüm hırçınlığına, sertliğine, şiddetine rağmen ben hamileyken Polyannacılık oynayıp çoğunlukla alttan aldığım için ara ara keyifli günler yaşadığımız oluyordu. O zamanlarda bebeğe dair heyecanlı olduğunu düşünmeme yol açan ifadeler kullanırdı. Her ne kadar yüzeysel olduğunu hissetsem de kondurmazdım. Yüzeysel dediysem, hani çocuk sevmeyen insanlar başkalarının bebeklerine uzaktan bakıp “ay ne tatlı” derler ya, yapmacık olduğu kırk metreden anlaşılır, onunki de o hesaptı. Gerçekten ilgilenmez “mış gibi” yapardı, duygu ve sorumluluk gerektiren her konuda olduğu gibi. Bir yandan “Gelsin artık sevelim” derken diğer yandan hamilelik süreciyle ilgilenmezdi. Yediğime içtiğime giydiğime karışmak için bir bahane olarak kullanırdı bir yandan, diğer yandan karnıma dokunmak çok zor gelirdi. Karnımın görüntüsünden tiksiniyor olması ayrı konu, karnıma dokunup bebeğin hareketlerini hissetmesi için uzun zaman uğraşmam gerekti. Buna rağmen, evlilik ve taşınma konularında çıkardığı tüm sorunları, gezmesini tozmasını görmezden gelerek, hamileliğimin sonlarına doğru beni hamilelik dönemini yaşayamadığı için suçlayabilmişti.

Bebek doğduktan sonra ise bir anda en kıymetli malı oldu. Ben kiralık anneliğe terfi etmiştim. Evindeki bir parke çizildi diye “çok sevdiği” sekiz aylık hamile karısını deli gibi azarlayan adam, bebek söz konusu olduğunda neler yapmazdı! Onun “malı”, “yepyeni oyuncağı” olan bebeğin bakımımdan sorumluydum ve işin kötüsü bebek bakımı konusunda çok şey bildiğini sanırken hemen hiçbir şey bilmiyordu. Hamileyken okuyup önerdiğim kitapları tabi ki okumamıştı. Ona göre, aramızdaki anlaşmazlıklar hep okuduklarımdan oluyordu. Çok kötü etkileniyordum ben o kitaplardan. Sanki doğal yaşam, sağlıklı bebek yetiştirme…vb değil gizli tarikat kitapları okuyordum. Mesela, o kitaplardan bir ikisinde yenidoğan sarılığı için en doğal tedavi yönteminin güneşlendirmek olduğunu okumuştum. UV ışınları iyi geliyordu. Bu bilgiyi kabul ettiremedim. 25 derece havada üşüteceği gerekçesiyle bebeği güneşlendirmeme engel oldu. Sonra başka sebeplere bağlı meme reddi de eklenince yavrunun sarılığı iyice ilerledi. (Bkz: Kabus Evde Doğum Ertesi) Can’ı koruyamadığım son konu olmayacaktı.

O günleri tekrar tekrar hatırlamak çok zor. (Bkz: Kabus Evde Lohusalık) Aklıma geldikçe daha güçlü olmadığım, daha sağlam durmadığım için kendimi paralıyorum. Direnebildiğim kadarının sebep olduğu kavgalar ve gerginlikler daha fazlasına enerji bırakmıyordu.

Beş günlükken kucağımdan zorla alıp kat kat sarıp hasta olan ablasının yanına götürmesi; o günden sonra çocuğu olan her tanıdığa ve rastladığı kişilere hemen her şeyin nasıl yaptıklarını sorup hemen her öneriyi uygulatmak istemesi; bebek benim stresimden etkilenip meme reddi yaşarken zorla çenesinden tutup memeyi aldırmaya çalışarak iyice travmatize etmesi; çocuğun meme ihtiyacını önemsemeyip mama ve biberona zorlaması sadece başlangıçtı.

Evde olduğu kısıtlı zamanlarda bebeğin altını değiştirmek, banyosunu yaptırmak dışında hemen hiç katkıda bulunmadığı gibi bir ara rahat uyuyabilmek için grip olduğu gerekçesiyle odaları ayırmıştı. Aynı grip mikrobu çocuğu kucağına alınca bulaşmıyordu nedense.

Genel olarak sadece kendine keyif verdiği sürece çocukla ilgileniyordu. Ne ateşlendiğinde ne hastalandığında ne diş çıkarırken hiç yanında olmadı.

Uykusuna hiç saygı göstermedi. O geç geliyor diye çocuk geç saate kadar uyanık kalsın istiyordu. Uyumak üzereyse hemen uyandırıyordu. Bebek dört aylık olana kadar saat onbirden önce uyuyamadı. Direne direne o dönemde ancak düzene oturtabilmiştim.

Gece alt değiştirmem gerektiğinde bir iki dakika sevecek diye bebeğin uykusunu kaçırıyordu. Sonra neredeyse bir saat uğraşmak zorunda kalıyordum uyutabilmek için.

Çocuk uyurken kasıtlı olarak gürültü yapıyordu. Sözde gürültüde uyumaya alışmasını istiyordu; ama çocuk her seferinde uyanıyor, çoğu zaman tekrar uyuyamayıp huysuzlanıyordu. Umurunda değildi. Yavrum uyurken başucunda “Şırrakk!” (Daha uygun bir ünlem bulamadım evet.) diye perde mi çekmedi! Televizyonun sesini mi açmadı! Özellikle kuzu uyuduktan sonra (yatak odasında uyuyordu) ebeveyn banyosuna girip radyo eşliğinde şarkı söyleye söyleye banyo mu yapmadı!

Özellikle taşındığım hafta çocuk uyurken koridorda telefonla konuşmalarını, türkü söyleyerek dolaşmalarını unutamıyorum. Çocuk uyanıyordu tabi. Amacı beni yorup uykusuz bırakmaktı taşınmamı zorlaştırmak için ya, bu uğurda çocuğun huzursuzluğu onun için hiç önemli değildi.

Bana istediğini yaptırmak için bebeği zorlamasının örneği de az değil ki! Lohusalık günlerinde yemek, bulaşık, temizlik…vb. ev işlerini yapamıyor olmam büyük sorundu onun nezdinde. Bebek bana ihtiyaç duyduğu için hızlı hızlı yemeğimi yiyor yanına gidiyordum ya bulaşıklara yardım etmeden, kanına dokunuyordu. Bir akşam bana bulaşık yıkatmak için bebekle kendisinin ilgileneceğini söyleyerek beni mutfağa gönderdi. Kuzu beni isteyerek ağlamaya başladığında susturamadığı gibi benim bebeği almama da izin vermedi. Bebeğim ağlarken bulaşıkları yıkamak zorundaydım. Yıkadım da! Ama içime işledi o ağlamaları. Bir daha bebeği ağlatma pahasına zorla ev işi yapmadım. Böylece bu konudaki yeni kavgaları kabullenmiş oluyordum.

Bu ağlama durumları benim kendi ihtiyaçlarımı karşılamam gerektiğinde zorlaşıyordu. Misafirliğe gelen bir yakınım ben duşa girdiğimde bebeği oyalayabiliyorken narsist baba yapamıyordu. Kuzuyu babasına bırakıp banyoya girdiğim her seferde kapının önünde ağlama sesiyle koştura koştura çıkıyordum banyodan. “Bu durmuyor” diye dikiliyordu kapıya. Can uyanık ve babasıyla olduğu halde ağlamadan geçirebildiği ilk banyom o altı aylık olduğundaydı.

O evden taşınmak birlikte yaşarken deneyimlenen sorunları çözmedi. Sadece seyrekleştirdi. Artık her gün değil haftada iki kez sorun oluyor eve girdiğinde elini yıkamadan bebeği kucağına alması. Öte yandan, devam edip giden bambaşka sorunlar oluştu kuzumun hayatında…

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir