Narsistle Tanışma

Narsistle tanışma anından başlamak gerek onu tanıtmaya. Girdiğiniz herhangi bir sosyal ya da iş ortamında karşınıza çıkan “normal” görünümlü herhangi biri bir narsistik sapkın olabilir.

“Normal” sözcüğünü insanlar için kullanmaktan genelde sakınırım. Birinden “normal” olmasını beklemek biraz ayrımcı biraz faşist gelir bana. Narsist söz konusu olduğunda ise “normal görünmek” tam bu bakışa uyar; çünkü narsist kabul görme, onaylanma, beğenilme ve takdir görme gibi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için içinde bulunduğu ortamın normlarına kendini fazlasıyla uydurur. Tabi bu normların üst seviyelerinde olmalıdır ki beğeni toplayabilsin.

Yakışıklı ya da güzel olması şart değil; ama çekici bir yanı mutlaka vardır. Hedeflediği kişi ya da kişilerce beğenileceğini düşündüğü bir yalancı karakter oluşturmuştur. İstediği ilgiyi, sevgiyi, önemi görene kadar bu karakterin sahteliğinden şüphelenmezsiniz bile. Kendini gizlemekte ustalaşmıştır. Buradaki sahteliği iyi anlamak lazım. Kendini beğendirmek için zaman zaman hemen herkesin yaptığı basit abartmalardan bahsetmiyorum burada. Gerçek varlığıyla ilgisi olmayan kafasında yarattığı role girmiş onu oynuyordur ve evet çok iyi oyuncudur. Hedefini gözüne kestirdiği andan itibaren de ağlarına almak için elinden geleni yapar. Cazibesini konuşturur, inanılmaz derecede ısrarcıdır. İlgi delisi yapar, bulutlara çıkarır, neredeyse karşı konulmazdır.

Saatlerce, günlerce, gecelerce konuşursunuz. Can kulağıyla dinler ve her ayrıntıyı kaydeder. Alabildiği kadar bilgi alır ve daha fazlasını alabilmek için çeşitli ortaklıklar uydurur. Ruh eşi yanılgısı yaratır.

İlişkinin her anlamda çok hızlı ilerlediğini hissedersiniz. Öyle ki, kimi zaman takip edemediğinizi fark edip yavaşlamak isteseniz de yeni bir heyecan dalgasıyla ayaklarınızı yeniden yerden keser ve idareyi ele alır. Çok kısa sürede ikili bir ilişki için çok ciddi adımlar atmak üzere yönlendirebilir. Takip edememekten doğan afallama gerçeklikten ilk kopuşunuzdur. Ancak, yaşattığı coşkunun hazzı kendinizi bırakmanıza yol açar.

Sonra…

Sonra bir gün ne olduğunu anlayamadığınız bir şekilde bambaşka birini bulursunuz karşınızda. Sadece sizin gördüğünüz birini…

Seni ilk gördüğüm an hala aklımda. Saçlarını savura savura geliyordun bizim dans çalıştığımız mekana. Biz başlayalı biraz olmuştu. Sen de hazırlanıp katıldın derse. Sürekli eş değiştirerek çalıştığımızdan, birlikte kısa bir vakit geçirdiğimiz halde enerjinden çok etkilenmiştim. Gün boyunca da gözlerini üzerimde hissettim.

Yakıcı bir cazibeydi hissettiğim. Bir yanda beni rahatsız eden bir şeyler vardı; ama o ilgi alakanın yanında dinlemedim o sesi.

Aslında başlangıçta birkaç kez reddettim seni. Fazla saldırgan gelmiştin. Yirmilerinin ilk yarısında çıtır çıtır bir genç kız için bu kadar uğraşan otuzlarının ikinci yarısındaki bir erkek olsa olsa “çapkın bir kurt” olabilirdi. Evet aynen böyle yazmışım o günlerde tuttuğum günlüğe: “Kırkına merdiven dayamış çapkın bir kurt gibi görünüyor gözüme… Tehlikeli biri benim için…” Birkaç gün sonra ise durumlar değişmiş: “Onunla vakit geçirdikçe kurt değil, içten ve sevilesi bir adam buldum karşımda… Sözleri, bakışları, davranışları öyle ben gibi ki!”

Israrların hoşuma gitmiş, nihayet seninle tiyatroya gitmeyi kabul etmiştim ve o gece aşık oldum sana. Aynı üniversitenin aynı bölümünden on beş yıl arayla mezun olmuştuk. Danstan, fotoğrafa, sinemadan tiyatroya, geziye kadar birçok ortak ilgi alanımız vardı. Ne seviniyordum birlikte yapabileceğimiz bir sürü şeyi düşündükçe! Evine ilk gittiğimde öncelikle dikkatimi çeken o kitaplık, babamın kitaplığına benzer çoğunu okuduğum kitaplardan oluşuyordu. Ben zavallı kitap kurdu, kendimden geçmiştim bu ortaklıkları görünce!

İlk bir ayın mükemmel olduğunu hatırlıyorum. “Hiç bu kadar tam hissetmemiştim” diye anlatıyordum seni.

Sonra…

Sonra bir gün ne olduğunu anlayamadığım bir şekilde değişti bir şeyler…

Çevremdeki herkes bu kadar ortak ilgi alanı olan bir çift olarak ne kadar şanslı olduğumuzu söylüyordu. Oysa biz birlikte hemen hemen hiçbir şey yapmıyorduk. Keyifle dans etmedik mesela, benim dansımı beğenmezdin. Birlikte fotoğrafa çıkmadık. Senin gözünde ben bilmiyordum fotoğraf çekmeyi. Bir daha hiç tiyatro bileti almadın. En acısı da kitap okumayı sevmediğini öğrenmem olmuştu. Babandan kalma ve hiç okumadığın o kitaplar evinde vitrin görevi görüyorlardı aslında.

Bunları fark etmem çok uzun zaman aldı. O süre zarfında ise çırpına çırpına ağa iyice dolanmıştım…

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir