Ayrılıktan Sonra Ben

Ayrılıktan sonra ben darmadağınıktım. Ruhumun paramparçalığını hallaç pamuğuna benzetiyordum bir yandan. Diğer yandan Can için sapasağlam durmam ve ihtiyaçlarımızı karşılayabilmem gerekiyordu. Neyse ki Can vardı. Güleç yüzü bana enerji veriyordu. Onun mutlu bir çocuk, mutlu bir insan olarak büyümesi her şeyden daha önemliydi. O güne kadar ağladığımı ona göstermemiştim, o günden sonra da bu durumun değişmesini istemiyordum. Omzuma yüklenmiş olan kaygıların ona bulaşmaması için çaba harcıyordum. 

Evin ihtiyaçlarını gidermek için uğraştım bir süre. Aylardır boşaltamadığım için hala kira ödediğim eski evdeki eşyalarla birlikte onun evindekiler de gelmişti. Ancak ona taşınırken elden çıkardığım eşyaları yenilemem gerekti. Yeni bir hayat için, oğlumun yaşamasını istediğim standartlara göre bir ev kurmaktı amacım.

İçimde ise onunla ve kendimle kavga etmeye devam ediyordum. Evde yaptığım her düzenlemede onun evindeki kavga konuları aklıma geliyordu. Kitaplıklarım monte edilirken ben çalışma odamın aylardır kolilerde hapis kalmasını hatırlıyordum. “Kitap dediğin okunur atılır!” diyen sesi çınlıyordu kulaklarımda. Ablasıyla babası okuduklarını bodruma koyarlarmış da atılırmış kitaplar bir süre sonra. Evine ilk gittiğimde kitaplığını görünce yaşadığım sevinç geliyordu sonra aklıma, vitrinden dekordan ibaret olduğunu çok sonra anladığım o kitaplık. “Nasıl?” diyordum hep, “Nasıl bu kadar farklı gösterebilir bir insan kendini? Hadi o bir kandırmaca içinde yaşıyor diyelim, ben nasıl göremem onun çelişkilerini? Nasıl inandım? Nasıl anlamadım bunca yıl?

Sonra bir bakıyordum bulaşık yıkarken mutlu olmuşum; çünkü aylar sonra ilk kez kuru ve temiz bir bulaşıklığa koyabiliyordum yıkadığım tabak çanağı. Güzel görünsün diye bulaşıklığa serilmek zorunda olan ve hep ıslak kaldığı için sağlıksız olan o bezden ve “Bu bez burada duracak!” ultimatomlarından kurtulmuştum. O mutluluk anı beni başa döndürüyor, “Nasıl?” diye başlıyordum yeniden.

Yaşadıklarım tekrar tekrar aklıma geliyor, aynı soruları tekrar tekrar soruyordum kendime. Anlamıyordum, anlamlandıramıyordum bir türlü. Kendimi suçluyordum. Bu kadarını tahmin edemezdim; ama ondan bir ömür uzak durmama yetecek kadar veri vardı elimde. Neden yapmıştım bunu kendime ve bebeğime?

Ayrılık bir kurtuluş olmalıydı; fakat Can dolayısıyla hep ensemdeydi. Biraz kendimi toparlar gibi olsam yeni bir kavga konusuyla, yeni bir tacizle düşüyordum yeniden. Derin bir kuyudan bir ipe tutunup çıkıyor gibiydim ve ışığa yaklaştığımı düşünüp umutlandığım anda alttan bir el çekiyordu beni.

Daha şimdiden Can konusunda yaşadığımız anlaşmazlıklar göz önünde bulundurulduğunda bir ömür bir insanı birlikte yetiştirebilmek nasıl mümkün olacaktı? Kaygılarım artıyordu. Gerginliğim azalmıyordu. Birkaç ömüre yetecek kadar eleştiriye maruz kalmıştım. Dışarıdan gelen en ufak bir eleştiriye tahammülüm yoktu. Aylarca en ufak fikir ayrılıklarında bile bana istediğini yaptırabilmek için itiraz ettiğim her noktada üstüme üstüme gelmesi sinirli bir hal almama yol açmıştı. Karşımda ne yapsam nasıl anlatsam anlamak istemeyen, kendi dediği dışında bir çözümü kabul etmeyen biri vardı.

Bildiğim bütün iletişim yöntemlerini denememe rağmen laf anlatamıyor, bir noktadan sonra ne yapacağımı bilemez hale geldiğimde öfkenin kurbanı oluyordum. Anne babasına ihtiyacını anlatamayıp gereksinimi karşılanmayınca öfke nöbetine giren küçük çocuklara benzetiyordum kendimi. Halihazırda net bir üslubum varken onun bu damara basma çalışmaları sonucunda kolayca öfkelenebilen birine dönüşmüştüm.

Binlerce kez şükürler olsun Can’ım vardı. İçimdeki onca karanlığa rağmen onun bir bakışıyla aydınlanıyordum. Başka hiç kimseye gösteremediğim sabır, Can söz konusu olunca dağları aşıyordu. Ona her şeyi tek tek defalarca anlatmaya, birlikte denemeye, binbeşyüzotuziki kez yere attığı bir eşyayı yeniden eline vermeye devam edebiliyordum keyifle. O söz konusu olduğunda “ben” olabiliyordum. Kendime dönmem için en önemli referans noktamın Can olduğunu söyleyebilirim hala. En zayıf hissettiğim anda oğlum için nasıl bir anne olmak istediğimi hatırlatıyordum kendime ve böyle böyle kendimi hatırlıyordum.

O günlerden birinde Can’ın uyumasıyla birlikte ayaklarımı uzatıp biraz keyif yapma fırsatı buldum. Bütün işleri bir kenara bırakıp kırk dakika kadar kendim için, canım o anda başka bir şey yapmak istemediği için biraz kitap okudum. Kırk dakika sonunda Can uyanmamıştı da bana bir uyanma hali gelmişti. Onun evine taşındığımdan beri ilk kez kendim için kırk dakika vakit geçirebilmiştim. Gerginlikten uzun süredir kaskatı kesilmiş olan boynumda bir rahatlama oluşuvermişti. Sürekli tetikte sürekli ruhen ve bedenen ayaktaydım aylardır. Aylar önce aile terapistine yalnız gittiğim o gün geldi aklıma. Can babasıylaydı. Ben her zamanki gibi girip oturmuştum. Danışman rahat oturmamı söylemiş, “Benim rahatlığım bu kadar.” diyerek yanıt vermiştim. O anda doğal olarak söylemiştim bunu.

Halbuki rahat değildim. Koltuğun ucuna arkama yaslanmadan oturmuştum her an kalkıp koşmam gerekecek gibi. Arkama bir yastık alıp yaslanmam için ısrar etmesi gerekmişti. O gün oradaki durum aylardır benim yaşamımın bir parçasıydı. Kitabım elimde terapistteki o anı hatırlarken uzun zamandır ilk kez “kendi evimde” gibi gevşeyebildiğimi hissettim. Neyseki bu ilkin devamı gelecekti.

Bir kırılma noktasında içimdekileri doğru kişiye dökmemle birlikte önümde yepyeni bir tanı ve bu tanının getirdiği bambaşka bakış açıları belirecekti.

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Ayrılıktan Sonra Ben” için 4 yorum

  1. Şoktayım, kafam allak bullak, içim dışımda, kalbim ağzımda, ellerim terliyor, başım dönüyor, midem bulanıyor, ağlamamak için tutuyorum kendimi şu anda… Tam 8 yıllık evliyim, 2 yılda öncesi toplam 10 yıl… 10 yıldır yaşadığım durumu, neyin içinde olduğumu çözmeye çalışıyorum/ çalışıyordum ki dünden beri narsizm ile karşılaşana kadar. Bir narsistle hayatımı kararttığımı anlayana kadar… Evimde değilim, bir akrabasında misafirlikteyiz. Gece evde olacağım, duşa girip uzun uzun ağlamak istiyorum… Bundan sonrası için kafam allak bullak… Ne yapacağım, yapabilecek miyim, gücüm kaldı mı bilmiyorum… Yazılanları okudukça daha da ürktüm… İçinden çıkılmaz bir durum mu bu?

    1. Şok halinizi, karmaşık hislerinizi ve ürkmenizi hissediyorum. O anların çaresizlik hissini bugün gibi hatırlıyorum. Yazıların amacı benzer olayları ve durumları yaşayanların kendi hisleriyle yüzleşmelerini sağlamak. Yüzleşme ne kadar zor olsa da… Umutsuzluk yok devamında, inanın.
      Okumayı bırakmayın, devam edin. Çare hatta çareler olduğunu, içinden çıkılabileceğini göreceksiniz.
      İhtiyaç duyarsanız benimle birebir iletişime geçin lütfen.
      Kolaylıklar dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir