Düğünden Sonra

Düğünden sonra bir mola verme olanağı bulduysam da tansiyon giderek yükseliyordu. Sırayla anlatmam gerek…

Düğünün oldukça gösterişli ve özgün olduğunu söylememe gerek var mı? Herkes beğenmeli, başkalarınınkinden farklı olmalıydı. Ben düğünü baştan beri gereksiz gördüğüm için sadece çevreci bakış açısıyla olabildiğince atıksız ve zararsız bir hale getirmeye çalışmak dışında bir konuya takılmadım. O nasıl istiyorsa öyle oldu ya, tabi ki bütün işlerle yine ben ilgilendim. O sadece eleştirmekle ve direktifler vermekle meşguldü. Giyeceğim elbiseye kadar ne istediği belliydi. Ne elbisem ne makyajım ben gibi değildi. Öte yandan ben bunlara rağmen o günü özel bir gün olarak kaydetmeyi ve çok eğlenmeyi başarmıştım. İçten içe gelecek daha büyük sıkıntıların farkında, son eğlencelerin tadını çıkarmaya çalışıyordum. Balayından sonra ise gerçek hayata dönmek uzun sürmedi. Hala taşınamamıştım ve boğuluyordum.

“Çok ağır gelen günler geçiriyorum. Tüm taşınma ve düğün işleri bir yana, beni anlamayan bir adamla aynı evde yaşamaya çalışmanın getirdiği sorunlar, bu ayrı fikirlerle bebeği nasıl sağlıklı şekilde yetiştireceğimiz endişesi beynimi kemirip duruyor. Evin içinde farklı şekilde davranmaya alışkın olduğumuz her konu sorun haline geliyor. Ne yazık ki, üzerine çözüm üretmek için konuşamıyoruz.

Hal böyleyken kendime biraz vakit ayırıp kafamı dinledim. İki günün sonunda nihayet, ne istediğimi ve neyin doğru olduğunu ayırt edecek kıvama gelebildim.

Ta en başında yıllardır çözemediğimiz sorunları hemencecik çözebileceğimizi düşünmek hataydı. Bebek olacak diye alelacele hayatlarımızı değiştirmeye çalışmak fazladan baskı dışında bir şey sağlamadı. 

Oysa sağlıklı düşününce, bebek yeterince büyük bir değişiklik getiriyor hayatlarımıza. Bir de evliliği, taşınmayı, birlikte yaşamayı her biri yeterince büyük konular değilmiş gibi gündeme aldık. İki kişi sürekli uğraşabiliyor olsaydık yine de bir ihtimal başarırdık; ama o çoğunlukla yok ortalarda. Ya para kazanacak diye kendini yırtarcasına çalışıyor ya da tekneyle vb. ilgili eğlenceli bir etkinlik peşinde. İkametimi taşımam için işlemleri yapmaya bile vakit ayırmıyor. Tek bir kolinin toparlanmasında bile emeği geçmemesi bir yana, daracık vakit kaldığı için işleri bitirmeye uğraştığım, çok çalışıp yorulduğum günlerde kendimi yormamam gerektiği konusunda bana ultimatom verdi.

Aklıma geldikçe ne kadar yalnız bırakıldığımı düşünüp üzüldüğüm daha bir sürü şey yaşadım şu kısacık zamanda. 

Ben bu sırada, o bebekten uzak kalmasın, hamileliğimi kaçırmasın, bebeğimiz annesiyle babasıyla aynı evde büyüsün diye çırpınmaya devam ettim. Ancak şimdi açıkça gördüğüm üzere sağlıklı değil bu zorlamalar. İkimiz de hazır olana kadar aynı evde yaşamak için zorlanmaya gerek yok. Ayrı evlerde kendi düzenimizi bozmadan birbirimizi anlamaya çalışmak ve hazır hissettiğimizde evlerimizi birleştirmek daha kolay olabilir. Ya da kolay değil ama daha baskısız daha sağlıklı…

Bu akşam konuşmaktan kaçınmazsa bir araya geleceğiz. Bakalım nasıl tepki verecek?”

Nasıl tepki versin ki? Bağırdı çağırdı, hamilelik hormonlarının beni delirttiğini söyledi. Aklım başımda olsa takmazdım bu saçma şeylere…vs. Bu arada tabi ki deli gibi çalışmıyordu. Benden uzak kalmak için uydurduğu bahanelerden biriydi “para kazanmam lazım” söylemi.

O dönemde ilk kez yakınlarımın desteğine ihtiyaç duyduğumu hissediyor ve bu desteği bulamıyordum:

“Birine destek vermek, yanında olup isteklerini ve ihtiyaçlarını anlayarak o doğrultuda yürümesine yardımcı olmaktır. Yeri gelir bir çift söz de yeter buna. Oysa, çevremdekilerin destek olduklarını sanırken kendi yargılarını sunduklarını ve kendi doğrularını yapmaya zorladıklarını görüyorum her seferinde. Karşındakini anlamak ve seninkine karşı bile olsa sırf onu sevdiğin için onun yaşam amacına yardımcı olmak ne kadar zor olabilir?”

Bu bir paragraflık farkındalıktan, narsist tarafından ezilirken üçüncü kişilerin verdikleri tepkiler üzerine destan yazacak duruma geldim bu zaman içinde. O destanı yazmanın vakti de gelir elbet. (Bkz yazılan destan: Üçüncü Kişilerin Tepkileri)

Düğünden kısa bir süre sonra yurtdışına bir tekne gezisine gitmiş, yaklaşık beş hafta beni tamamen yalnız bırakmıştı. Bebeğin ihtiyaçları için listeler hazırlamış beraber bakıp karar vermek için ilgilenmesini bekliyordum. Geziden döndükten sonra da o gün bir türlü gelmek bilmiyordu.

“Bebeğimiz neredeyse yedi aylık olacak, ben hala birlikte hazırlanabilmek için huzurla bir araya gelebilmemizi ve anlaşamadığımız konularda uzlaşabilmeyi bekliyorum. Artık yeter. Bebeğimin ihtiyaçlarını sağlayıp karşılamaya hazır olmam gerekiyor en kısa zamanda. Konuşmayı deneyeceğim; ama olumsuz giderse daha fazla beklemeden başlayacağım mecburen.”

Bebeğin ihtiyaçlarını konuşurken ortaya çıkan basit bir anlaşmazlık çığ gibi büyümüş bir sinir kriziyle sonuçlanmıştı:

“Yine kötü bir haftasonu. Aslında “kötü” bu durumu tanımlamak için çok hafif kalıyor. Olsa olsa “korkunç” olabilir yakın sözcük. Dün gördüğüm cinnet hali ciddi bir sinir kriziydi. Oradan oraya hızla yürüyor, duvarları yumrukluyor, kafasını duvara vuruyor, kükrer gibi bağırıyor, hıçkırarak ağlıyor, kendi saçlarını çekip kendini yerlere atıyordu. Beni uzun bir süre duymadı. Sakinleştiğini düşünüp yanına giderek ona dokunmaya cesaret ettiğimde ise beni sertçe iterek yerinden kalktı ve kendini bir odaya kapattı. Benim evimdeydik. Bir süre odada kaldıktan sonra o arayana kadar onu aramamamı söyleyerek çıkıp gitti. Kendini benimle iletişime kapattı. İyi olmadığının farkındaydım; ama bu kadarına diyecek bir şey bulamıyorum. Daha önce de sinir krizi geçirdiğini görmüştüm; ama bu çok korkutucuydu. Yardıma ihtiyacımız var.”

İlk kez miydi bilmiyorum, çok korkmuştum ondan. Daha önce yaşanan bağırtılar, kapıları çarpıp çıkmalar, arabada ani frenler… bunun yanında hafif kalmıştı. Korkudan uzaklaşıp diğer sorulara daldım.

En son kendini böyle kapattığında bir aydan uzun süre iletişime geçmemiş, ben aradığımda telefonu yüzüme kapatmıştı. Bu sefer ne olacaktı? Doğumdan önce ortaya çıkar mıydı? Yoksa bir ayrılık mıydı bu? Sorumluluklar üst üste binip kaçırmış mıydı onu temelli?

Sorular beynimi kemirirken bir yandan içinde bulunduğum stresin bebeğe zarar vermesinden endişe ediyordum ki o hafta içi gittiğim doktor kontrolünde görülen kasılmalar erken doğum riski olarak görüldü ve doktorum şiddetle hemen o an izne ayrılıp yatmamı önerdi. Bebeğin hiçbir ihtiyacı hazır değildi. O gün doğsa ne giydireceğimi bilemezdim. Yuva yapan dişi kuş telaşıyla, hızla hazırladığım listeleri derleyip tedarik etmeye başladım. Bir yandan da mobilya arayışına girdim. O’nun hiçbir şeyi beğenmeyeceğini bildiğim için ortaya çıkmaması halinde işimi görecek, temiz; ama kolayca gözden çıkarabileceğim, ikinci el, şirin bir çocuk odası aldım. On gün içinde temel ihtiyaçları halletmiş beklemedeydim ki, belirsizliğin verdiği sıkıntılar olsa da kavgasız geçen on günde, bebeği karşılamaya madden hazır olmanın verdiği rahatlık da eklenince bendeki panik hali ortadan kalktı, kasılmalar durdu ve hamilelik normal seyrine döndü. Bu dönemde yine onu koruyordum çevreye karşı:

“İşleri bitirmek için yardıma ihtiyacım var. Kocam varken başkalarından bir şey istemek o kadar üzücü ki benim için. İnsanların aramızdaki durumu öğrenmelerini de, onu kötü ilgisiz görmelerini de istemiyorum. Bir yandan da tek başıma bir kitaplığın yerini değiştirme olanağına bile sahip olmadığım için ya parayla tuttuğum birilerine bu işleri yaptıracağım ya da arkadaşlarımın samimi yardım tekliflerini hiç alışkın olmamama rağmen kabul edeceğim.”

Ve o bu sefer ayrılığı kısa sürede bitirerek iki hafta sonra çıkageldi.

Gelmiş sayılmazdı aslında. Bedenen orada olmaya çalışıyordu. Yanımda olması gerektiğine karar vermiş, bir iki günlük eşya alarak gelmişti. Sözde benim evimde kalıyordu; fakat zorunda kalmadıkça benimle konuşmuyordu. Her gün iş çıkışı evine gidip yeni giysi alıyor, duş gibi ihtiyaçlarını karşılıyor, uyumak için geç saatte benim evime geliyordu. Gece bekçiliğiydi yaptığı, yanımda olmak değil.

“İşkence gibi geçen haftadan sonra, şimdi fark ettiğim üzere onun yönlendirmesiyle, aramızda olanlar hakkında dertleştiğimi bildiği İpek’le buluştuk. Yemek için bir yere oturduğumuzda da başladı İpek’e bizi anlatmaya. Hem onun içini dökmesi hem de İpek’in durumu görmesi için izin verdim ve saatler süren şahitli tartışma başladı. Giderek gerginleştiği için de gecenin sonunda helak olmuştuk hepimiz. 

Ertesi gün bir de üzerine işe gitmek zorunda kalınca iyice berbat geçti. Gün boyu bu çıkmazdan nasıl kurtulacağımızı düşündüm durdum.

İpek’in akşam özellikle vurguladığı bir şey geldi aklıma. İkimiz de herhangi bir noktada alttan almıyorduk. İnatlaştığımız için de olay büyüdükçe büyüyordu. Son kez, bebeğimizin hatırı ve sağlığı için kendi tarafımdaki hataları kabul edip hoşuna gidecek bir şeyler yapmaya karar verdim.”

Bir şans, son bir şans daha! Ne bitmez enerji! Nasıl bir kendinden vazgeçiş!

Bu çabam, onun için hazırladığım son romantik sürpriz oldu gerçekten.

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir