Kabus Evde Doğum Ertesi

Kabus evde doğum ertesi günlerde yaşadıklarımın yanında, herhangi bir kadının yaşayabileceği ortalama şiddette bir doğum sonrası depresyonu cennet gibiydi. Narsist, özgüvenimi sarsmak ve kendi kararlarımdan iyice kuşku duymamı sağlayarak beni pasifize etmek için her fırsatta lohusa depresyonunda olduğumu, hormonlar yüzünden aklımı kaybettiğimi söylemekten geri durmuyordu. Tüm karşı koyuşlarıma rağmen içime bir kuşku düşürmeyi başarmıştı. Net duruşlar sergileyemiyor, bebek bakımı ve sağlığı konusunda onca okuyup araştırdığım, doğru olduğundan emin olduğum konularda bile onun bilgisiz olduğu halde kesin bir şekilde koyduğu tavırların beni etkilemesi ve yanlış kararlar aldırması mümkün oluyordu.

Doğum, içinde bulunduğum koşulların zorluğuna rağmen, tıbbi müdahale olmadan olabilecek en doğal şekilde gerçekleşti. Şimdi dönüp baktığımda mucizevi geliyor. Çok şükür, o koca baskı öylece üzerime çökmüşken doğumun en büyük zorluğu uzun sürmesiydi.

Şanslıydım ki doğum ekibimi doğru seçmiştim. Doğum esnasındaki etkisini en aza indirmek için sevgili arkadaşım İpek gelmiş yan odada narsisti oyalıyordu. O, benim istediğim doğal doğumu güvenli bulmuyor, sonradan açıkça söylemekten geri durmayacağı üzere bebeğe ya da bana bir şey olacağını düşünüyor ve yine her fırsatta, oluşabilecek en ufak bir komplikasyonda bebeği bırakıp beni kurtarmalarını söyleyeceğini ifade ediyordu. Bebek hiç önemli değildi. Onun yanlış hareket etmesinden korktuğumdan, evli olmadığımız için yasal olarak tıbbi bir zorlukta karar veremeyeceğini, benim bilincimi kaybettiğim durumda kardeşimin karar yetkisine sahip olduğunu doğum ekibine önceden bildirmiştim.

Kedi yavrusu gibi cılız sesiyle dünyaya selam veren can kuşun doğuşunun sağladığı güleryüzlü taze enerjili ortam iki tam gün bile sürmemişti. İkinci gün kahvaltıda günlük basit bir konuda yapılacak bir düzenlemeyi konuşurken bir anda narsist en tehditkar yüzüyle karşımdaydı: “Senin saltanatın hamilelikteydi. Doğumla birlikte bitti işin!”

Hamilelikte yaşadıklarım, sırada bekleyenlerin yanında saltanat gibi olacaktı gerçekten. O güne kadar bebeği istemediğine dair türlü tavırları esirgemeyen adam bir anda dönmüş, bebeği bir mal gibi sahiplenmişti. Onun istediği gibi bakılacaktı bebeğe.

Henüz nerede olduğunun ayrımına varamamış minnak yavru kalp atışlarımı duymadan uyumakta zorlanırken “Kucakta mı uyuyacak bu hep böyle!” söylemleri başlamıştı bile. Yine de beşinci güne kadar birçok konuda olması gerektiği gibi birlikte ilgilendik bebekle. Beşinci gün ilişkinin dönüm noktalarından biriydi:

O gün ailesi şehir dışından bebeği görmeye ve bizi ziyarete geldiler. Yaşlı annesi, ablası, eniştesi, yetişkin yeğenleri minikle tanışacaklardı. Kapıdan girdiklerinde kendisi evde yoktu. Doğumla birlikte bana yardımcı olmak için koşup gelmiş olan annem açtı kapıyı. Ben de kucağımda bebekle oradaydım. Daha kapı açılır açılmaz “hoşgeldiniz” demek için onlara doğru adım atmamla ablasının büyük bir şiddetle “Ben çok hastayım. Aman uzak durun benden!” diyerek içeri girmesi bir oldu. Çok sinirli bir hali vardı. Annesine ters davranıyordu yine. Belli ki yolda gelirken aile içi kavgalarına yenisi eklenmişti. Öte yandan, gerçekten hastaydı. Sesi kısılmış, öksürük tıksırık ağır bir gribin habercisi her şey vardı. Çok tedirgin olmuştum. Evde henüz doğmuş bir bebek varken böyle ağır hasta bir şekilde birkaç gün kalmak üzere gelmelerini anlayamamıştım. Eğitimli bir insan olarak böyle bir hatayı yapmamalıydı. Kafam karıştı. Bir gün önce benim yetişkin yeğenim yine şehir dışından ziyarete gelmiş, birkaç gün önce gribi atlatmış olmasına rağmen temkinli davranıp öpüşmemiştik bile. Zaten narsist, bebekte oluşabilecek en ufak bir hastalık belirtisinde beni suçlayacağını açıkça dile getirmişti. O kadar gergindim ki, doğumdan beri yanımızda olan annem bebeği ancak dördüncü gün kucağına alabilmişti. Şimdi ise evde ağır gripli biri vardı ve yatılı kalacaktı.

Tedirginliğim bununla kalmadı. Ablası tarafından eleştiriler ardı ardına gelmeye başladı. Neden gecelik vardı üzerimde? Üşüyecektim kesin. Gidip bir “eşofman” giymeliydim. Bebeğin de üstü çok inceydi. Bir kat daha giydirip bir battaniyeye sarsaydım ya!

Doğum sırasında oluşan yırtıklar dolayısıyla dikişlerim olduğunu anlattım. Oturup kalkmakta zorlanıyordum zaten görüyorlardı. Tüm giysiler fazla geliyordu bana. Bir de yaklaşık yirmi beş derecelik sıcakta daha fazla giyinmek beni iyice boğacaktı. Bebek de gayet sıcaktı. Üşürse giydirirdim bir kat daha, merak etmesindi. Tatmin olmadı. Biraz sonra narsist geldiğinde onu yanına çağırmış beni şikayet ediyordu: “Ben söyledim ama sözümü dinlemiyor. Sen söyle bir eşofman giysin. Bebeğe de bir şeyler giydirin.” Narsist için ablasının sözü emirdi, hemen bana geldi ama benden kabul görmeyince surat asmalar başladı. Ablası, kalma fikrinden vazgeçti. “İstenmediğim yerde durmam” tavrıyla hemen eşini gönderip o gece geri dönmek için bilet aldırdı.

Bu arada, büyük ihtimalle benim stresimden etkilenen bebek o gün ilk kez gaz sancısıyla ağlamaya başladı. İlk kez uzun uzun sıkıntılanıyordu, onu rahatlatmak için ciddi çaba sarf ediyordum. Bebek doğduğundan beri ona dair karşıma çıkan ilk sorundu. O kadar küçükken gaz sancısının başlayacağını hiç düşünmemiştim. Kısa sürede evde çok gergin bir hava oluştu. Deneyimli anneler olarak basit bir gaz sancısı olduğunu, ben rahatlayıp sakin olursam onun da rahatlayacağını söylemek varken “bebeğe onu verelim, olmadı şunu verelim” müdahaleleri başladı. Anne sütünden başka bir şey vermeyeceğimi söylemem isyankar gelin yaptı beni. Kısa sürede beni bebeğe bakamayan acemi anne ilan ettiler. Bebeği de alarak yatak odasına geçtim. Biraz uyutmayı başardıysam da huzursuzluğu sürüyordu. Bir süre sonra babası bir hışımla geldi, resmen zorla bebeği kucağımdan alarak sarıp sarmaladı ve ablasının yanına götürdü. O an her aklıma geldiğinde bebeğin o sıradaki ağlamasının da etkisiyle bir koparılış olduğunu düşünüyorum. İçim çok acıyor. Bebek de öyle hissetmişti ki huzursuzluğu arttı. 

Gün, çeşitli huzursuzluklarla devam edip geceyi buldu. Bir ara bebeği uyutmak için yatak odasına gittim. Günün yorgunluğuyla onunla birlikte ben de uyumuşum. Uyandığımda gitmişlerdi. Kimsenin aklına bana “hoşçakal” demek gelmemişti. Yorgun olduğum için rahatsız etmek istememe durumları yoktu; çünkü sonradan, kalkıp onları yolcu etmediğim için suçlanacaktım.

Narsist onları bırakıp eve döndüğünde ateş püskürüyordu. Terminale giderken yol boyunca benim yanlışlarım konuşulmuştu. Şiddetle kararlar alınmıştı. Odanın içinde dönüp duruyor, bana emirler yağdırıyordu. Bundan sonra modern yöntemleri unutacaktım. Büyüklerin dediği gibi bakılacaktı bebeğe. Rezene değil ablası gibi çörekotu kullanacaktım mesela gaz için. O ne derse öyle olacaktı. Yetmişti artık benim saygısızlığım, inatçılığım, saçmalamam!

Malum şiddet eşiğini çoktan geçmişti. Herhangi bir yanıt verme girişimimde daha büyük bir patlama olacağı belliydi. Kaldıracak durumda değildim. Üstelik annem yan odada uyuyordu. Gördükleri ona yetiyordu, daha fazla üzülmesini istemiyordum. Sustum. Ertesi gün sakinleştikten sonra olayları kendi açımdan anlatma niyetindeydim. Ne ertesi gün ne daha sonra o gün olanları benim açımdan dinlemedi.

O andan sonra daha önce yıllar içinde hiç görmediğim yeni bir boyuta girdi.

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir