Kabus Evde Doğum Öncesi

Kabus evde doğum öncesi geçen üç buçuk haftada kabusum gittikçe karanlıklaşıyordu. Doğuma odaklanıp görmezden gelme çabalarım başarısız oluyordu. İçimi boşaltmak için tek cümle de olsa yazmaya başlamıştım.

Bunları tekrar okuyup hatırlamak bile çok canımı yaktı. Tek tek değerlendirecek enerjiyi bulabilir miyim bilmiyorum; ama buraya aktaracağım.

Eskiler kötü olayları, iç sıkıntılarını ve kabusları akan suya anlatırlarmış, aksın gitsin diye. Buraya aktarmak da benim için içimi akıtmak anlamına geliyor. Okumak da çok sıkıcı, arka arkaya bu kadar şeyi okuyunca şişiyor insan. Ancak biliyorum ki benim yaşadıklarıma benzer şeyler yaşayan ve neyle karşı karşıya olduğunu anlayamayan birçok insanın zihninde bir ışık yanacak.

Kabus evde 2. gün:

Dün taşındım, kavgayla başladık. Yarın bayramı geçirmek üzere ailenin yanına gidiyorsun. Evi yerleştirmek lazım. Doğuma çok kısa bir süre kaldığı için ben arabayla yolculuk yapamıyorum. Sen benimle hiç konuşmadan bayram planlarını yapmışsın.

Sen gitmeden mutfağın yerleşimine birlikte bakmak istediğim için çalışmaya giriştim. Çekmece içi kaşıklıkta çatal kaşıklar çapraz duruyor diye bir saat konuştun. O kadar kabul edilmez bir şey ki bu senin için, bu şekilde sevdiğimi söyleyemedim bile.

Gardrobun içine giysilerimi nasıl yerleştirdiğime baktın. Beğenmedin. Kışlıklar neden orada duruyor? Neden daha geniş katlamıyorsun? … diye sorguya çektin.”

7. Gün:

“Ailenle birlikte geldiniz. Senin yokluğundaki birkaç günde artık hareketlerim çok kısıtlandığı ve çok çabuk yorulduğum halde bebeğin odasını, kendi giysilerimi ve mutfağı yerleştirip düzenledim. Geldiğinde kıyamet koptu.

Bölge bölge içinin karası çıkmış çinko tencereyi attım diye,

Bulaşıkların altında sürekli ıslak duran bezi attım diye,

Mutfak raflarına serilmiş toz içindeki tek kullanımlık kağıt örtüleri attım diye,

Bulaşıklığın üstünde durup temiz bulaşıkların üzerine su damlatan rafı kenara çektim diye,

Hiç kullanmadığın dökme tavayı kullanılmayan eşyaların arasına kaldırdım diye,

Onca azalttığım halde evden getirdiğim altı tane saksı balkonu bahçeye çevirdi diye,

Çamaşır askılığımın üzerinde mandal var diye,

Hiçbir yere sığmayan iki bavulu bebek odasındaki gardrobun üstüne koydum diye,

Yatak odasında hiç olmaması gereken ayakkabılar yatağın altındaki bazayı kaplamışken, yanlarında kalan az bir yere temiz yastık yorganları koymak istemiyorum diye,

Bir yorgan yeterken üç yorganımız olduğundan, hiç kullanmayacağımız iki fazla yorganın birini verelim dedim diye,

Banyolara, mutfağa senin kullandığın kimyasalları kaldırmadığım halde doğal sabun koydum diye

Surat astın, kızdın, söylendin…”

8. Gün:

“Bütün gün beni yok sayıp evle ilgili yapmak ve almak istediklerini hep ablanla konuştun, ona sordun. Birlikte ev eşyaları aldınız.”

9. Gün:

“”Geldin ve evimi bozdun”

Mutfağa koyduğum birkaç el bezi ve havlu için: “Her yerde ne idüğü belirsiz bezler”

Alerjim olduğu için yıllardır halısız yaşadığımı bildiğin halde ve çocuk odalarında benzer sebeple halı asla önerilmezken: “Odalarda halı olacak! O kadar!”

Alerjim yüzünden toz olmaması için kapalı kitaplık istemem suç oldu. Kitaplarım, çalışma odasıyla ilgili anlaşmaya varamadığımız için kolilerde kapalı ve yığılı kaldı: “Odayı yüklüğe çevirdin”

Evde çamaşır asmak suç: “Her gün çamaşır asacaksın odaya biliyorum”

“Eve asık suratlı bir kadına gelmeye razı oldum.””

10. Gün:

“Bugün bebeğin beşiğini hazırladım, süsledim. Sen gelince gör diye salonun ortasında bıraktım. Geldin inceledin, cibinliğin yarı açık olmasına söylendin. Ben beşiği odaya götürürken kısık sesle, yarım ağızla ve resmen heceleyerek “gü-zel ol-muş” dedin. Kendin de inanmadın söylediğine.

Beşiği odaya sokmaya çalışırken kapıyı çizdik. Tabi ki almadan önce sana sorduğum, boyutları hakkında bana yanlış bilgi verdiklerini bildiğin halde beşiği aldığım için ben suçlu oldum.”

13. Gün:

“Yumurta kaynattığım suyu bitkilere dökmek için ılıtmak üzere bardağa koymam mesele oldu. Ortada duramazmış yumurta suyu. Senin bardaklarını kullanmamalıymışım. Kendi getirdiğim bardaklardan birini kullanınca sustun.”

14. Gün:

“Uykuma hiç saygı göstermiyorsun. Ben sırf sen öyle istiyorsun diye perdeleri sıkı sıkı kapalı odada uyuyorum. Geceleri uykum kaçtığında yattığım yerde iki satır okusam kolayca uykuya dalabilecekken sen rahatsız olma diye ışığı açmıyor evin içinde kendime yer arıyorum. Sen hem geceleri hem sabahları benim uyumama aldırmadan evin içinde gürültü yapıyor, ışık açıyor, pencere açıyorsun.”

15. Gün:

“Evim, arabam, böyle güleryüzlü bir kocam olduğu halde mutlu olamıyormuşum. Neye ihtiyacım olduğunu hiç mi göremiyorsun? Acı acı lafları sıralayıp, yaptığım her hareketi eleştirdikten sonra canın gülmek istiyor diye hiçbir şey olmamış gibi davranmamı nasıl bekliyorsun?

Benden hiç özür dilemediğini söylediğim için “gerizekalı” ve “aptal yaratık” oldum bugün. Haksızlık ettiğim doğrudur; önemsiz şeyler için canın isterse özür diliyorsun; ama beni çok derinden yaralayan laflarını ve tavırlarını sana söylediğim zaman aynı lafları sıralamaktan hiç geri durmuyorsun. “Haksız mıyım bozdun evimi işte””

16. Gün:

“Kaldıramıyorum artık. 

Aldığım mobilyaların iğrenç, mutfakta kurmaya çalıştığım düzenin saçma olmasını, 

Ortadan kaldırdığım en ufak eski malzemelerin bile benim kalbimin kırılmasından değerli olmasını,

Attığım her adımın evini bozmasını, kirletmesini,

Çoğundan vazgeçmek zorunda kaldığım halde getirdiğim beş altı saksının bile balkonunu istila eden işgalciler gibi yorumlanmasını,

Evde kendime nefes alabileceğim bir oda yapamamayı, 

Bana kalsa çoktan bitmiş olacak işlerin sürekli seni beklemesini, yaptığım hiçbir şeyi beğenmediğin için kendi başıma hareket edememeyi,

Daha şimdiden bebeğin altını değiştirmek isteme şeklime dair bile sürekli laf sokmanı,

Yaptığım her harekette bir hata bulunmasını, aldığım her nefesin eleştirilmesini,

Beni anlamaya ya da dinlemeye çaba sarf etmemeni, ben ağlarken gülmeni benim üzüntülerimle dalga geçmeni,

Bir genç odası mobilyasından vazgeçmek zorunda kaldığın için evini bozan insan olmayı,

Eve geldiğinde görmeye “razı olduğun asık suratlı kadın” olmayı,

Kavga edip hakaret edip kapıyı çarpıp çıkmalarını,

Ben ağlamaktan kafayı yemişken hiçbir şey olmamış gibi gelip türküler söyleyerek evde dolaşmanı,

Ve bunların hepsini fiziksel ve duygusal olarak en çok desteğe ihtiyaç duyduğum dönemde yapmanı kaldıramıyorum.

Hayatımda ilk kez, hamilelik dönemlerini yaşayan arkadaşlarımın eşlerinin onları nasıl el üstünde tuttuklarını görerek kıskanıyorum. Bırak el üstünde tutulmayı, yapmaya çalıştığım şeyler takdir görse bile yetebilirdi bana; olmadı.

Geriye dönüp baktığımda son aylarda yaptığımız hatalar, aldığımız yanlış kararlar beni bebeğimize karşı vicdan azabından öldürüyor. 

Şu anda içinde bulunduğum ruh haliyle doğuma girersem bana ya da bebeğe bir şey olması işten değil. Kendimi ve bebeği korumak için bir şeyler yapmak zorundayım.

18. Gün:

“Her gün ayrı bir konu sorun yaratıyor. Kendimi esir gibi hissediyorum bu evde. Bir yaşam alanım yok. Kendi evimde kontrol edebildiğim alerjim nüksediyor, halılı odalarda oturdukça hapşırma ve akıntı yaşamaya başladım. Bebeğin odasına yere serdiğim açkıların üzerinde oturuyor, okuyor, yoga yapıyor, hatta bazen uyuyorum. Rahatımı düşünen yok. Doğru düzgün konuşmuyoruz da zaten. Geçen hafta yaptığı monologdan sonra hiç içimden gelmiyor. Artık tek istediğim başka bir kavga yaşamadan kendime, bebeğime ve doğuma odaklanmak. Sorunları baskılamanın doğru olmadığının farkındayım. Doğumda çok baskı olacak üzerimde ve işimi zorlaştıracak; ama artık çözmeye dair umudumu kaybettim. Evde kavga konusu olan şeyleri gördükçe, mala ve eşyaya karşı olan saplantısını daha iyi anladım. Yıllardır bu konuyu neden çözemediğimizi yeni yeni görüyorum. 

Doğum aşamasında ve doğumdan sonra çıkacak kavgaları da görüp endişeleniyorum. Bir süre deneyeceğim; ama böyle giderse ne kadar dayanırım bilmiyorum.

Yaptığı her hareketin beni kendinden nasıl uzaklaştırdığının farkında değil. Evin içinde benim varlığımı ortaya bırakan en ufak bir değişiklik bile çileden çıkmasına yetiyor. Sürekli bir müdahale, sürekli bir kontrol etme isteği… Beni serbest bırakması gerektiğini defalarca söylemiş olmama rağmen hem de! Umudum kalmadı hayır; ama bebeğim için bir süre dayanıp gözleyeceğim.

Kuzum, zaman zaman çok büyük bir hata yaptığımı düşünüyorum. Hissediyorsun biliyorum. Babanla yapamayacağımızı içten içe bildiğim halde senin sayende bir şeylerin değişeceğini düşünme gafletine kapıldım. Seni beklerken çok yanlış kararlar aldım. Birlikte yaşamaya çalışırken yaşadığımız şu gerginlikler yerine iki ayrı evde seni mutlulukla karşılayacak ortamlar yaratabilirdik. Daha mutlu ve huzurlu bir hamilelik geçirebilirdim. Geleceğe dair daha umutlu olabilirdim. Sen de bu ortamda dünyaya gelmiş olurdun. Yapamadım. Affet beni.

Daha başında seni yok etmeye kıyamadım. Seni çok istedim. Babanla yapabileceğimize inandım ya da seni çok istediğim için kendimi kandırdım. Daha başında çıkan sorunlar ve ayrılıklar beni birlikte yaşam kurma fikrinden vazgeçirmeliydi; ama annenle ve babanla aynı evde ol istedim. Taşındığım güne kadar bütün işaretler bunu yapmamam yönündeydi. Okuyamadım. Sırf denememiş olmamak için kendimi de seni de strese soktum. Ne kadar af dilesem boş. 

Sen anneli babalı büyü, baban senden uzak kalmasın diye düşüne düşüne kendimi ve hepimizi sıkıntıya soktum. Başlangıçta durumu görüp kabullenip öyle ilerlemem gerekirdi halbuki. Aptallık ettim. Şimdi ne yapsam boş. Koca hamilelik böyle geçti. Dilerim bundan sonra kendimi, seni ve tabi babanı da bu sıkıntılardan korumayı başarırım. İçime dönüp hamileliğin güzelliklerine odaklanmanın alfa dalgaları yaymaya başlamanın zamanı çoktan geçti. 

Ne olur şu doğumu yolunda atlatayım Allahım! Kuzuma sağlıkla kavuşayım. Bakıp, besleyip büyüteyim huzurla.”

19. Gün:

“Bebeğe vermek istediğin isimle ilgili fikrimi bir arkadaşa anlatırken sözümü öyle sert kestin ki benden bu kadar nefret etmeni sağlayacak ne yaptığımı merak ediyorum o dakikadan beri. 

Bir kez daha fark ettim ki, bebeğin isim konusunu bile benimle hiç konuşmadığın halde başkalarıyla konuşuyorsun. Ben bu konuyu konuşabileceğimiz güzel günleri beklerken, bize dair birçok şey gibi bu da özel olmaktan çıkmış çoktan. “

20. Gün:

“İki gündür ekiyorsun beni. Dün akşam sana yemek yapacağımı bildiğin halde son saat haber vererek birlikte çalıştığın bir firmadakilerle içmeye gittin. Bu akşam da birlikte baş başa yemeğe gidecekken ve ben hazırlanmış seni beklerken eve gelmeye beş dakika kala mesaj atıp yorgun olduğun için evde oturmak istediğini söyledin. Sonradan anladım ki, sevdiğin dizinin günüymüş. Uykusuzluktan öldüğünü söyleyen adam gecenin birine kadar oturup televizyon izledin. Hem de bunu, evde tıkılı kalmaktan ne kadar rahatsız olduğumu bile bile yaptın. Kandırılmış hissediyorum. İçim acıyor beni düşünmediğini gördükçe.”

21. Gün:

“Gömleğindeki bir lekenin nasıl çıkacağını eve gelen temizlikçi kadına, fırında yemeğin nasıl pişirileceğini fırını kurmaya gelen servis çalışanına soruyorsun. Ben bu kadar yokum ve bilgisizim senin gözünde. Bu yabancı insanların gözünde de kocasının güvenmediği kadın oluyorum. Umrunda değil. Her şeyi başkalarına sormaya devam.

Dün akşam çıkmadığımız yemeğe bu akşam çıktık. Biraz ne hissettiğimi anlatmak, içimi açmak istedim. Bebeğimiz hakkında konuşalım, birlikte heyecanlanalım istedim. Olmadı. Daha ilk cümlemde, hamilelikten önceki bedenimin ve yaşayışımın çok uzak geldiğini anlatmaya çabalarken sözümü kestin. “Aman abartma ya sanki yıllardır hamilesin. Birkaç ay bir şey işte.” Sustum. Yıllardır neden yürümediğini bir daha bir daha anlıyorum.”

22. Gün:

“Mutfak alışverişi için birlikte dışarı çıktık. Markete girer girmez ilk işin katkı maddeli şekerli ürünlerin olduğu reyona girmek oldu. Ne işimiz olduğunu sorduğumda da aldığım cevap: “Sana ne!” 

Katkı maddeli bir şey almadığımı bildiğin halde bir sürü şey aldın. Gluten tüketemediğimi bildiğin halde makarna almakta ısrar ettin. Sanki senin diyetinde bu tip şeylerden uzak durmak yok.  Evin mutfağına biraz gerçek yemek sokmak istediğimi bile anlayamıyorsun. En sonunda sağlıklı gıdalar almak istediğimi söylediğimde de küstün. Gerçi zaten küsmeyip ne yapacaksın, alışveriş arabasını bile oraya buraya çarpıyorum diye sinirlenmekte haklısın. Ne de olsa dokuz aylık hamile bir kadın olarak o arabayı sürmek çok kolay benim için.

Eve geldiğimizde de asıl baklayı çıkardın ağzından. Tekne fuarına gideceğini bildiğim halde bir buçuk saat harcamışım markette. Amacım senin gitmeni engellemekmiş gibi. Kaç zamandır yakınlardaki manavları, pazarı araştırmamışım, dün pazara gidelim diye yırtınmamışım gibi. Yıllardır “markete bile arabayla gitmek zorunda olmak beni sana bağımlı yapacak, bunu istemiyorum” dememişim gibi. Üstelik, başka yerden ihtiyaçları gideremediğim için çok uzun zamandır ilk defa o ne olduğu belli olmayan market peynirlerini, bilmediğim yumurtaları, bilmediğim farklı markaların ürünlerini hem de şimdiye kadar aldığımdan çok daha pahalıya almak zorunda kaldım; ama sana anlatmak mümkün değil. 

Zaten, sonra eve geldiğimiz gibi çıkıp gittin fuara. Özetle, market alışverişi bile yapamıyoruz birlikte. Evin mutfağını istediğim, alışkın olduğum sağlıklı ortama çevirmek için bile seninle savaşmak zorunda olmak öldürüyor beni.

Akşam eve geldiğinde benimle konuşmuyordun yine. Yeni fırınla yaptığım mis gibi yemek varken çekirdekle doyurdun karnını, hem de diğer odaya kendini kapatarak. Konuşup çözmek için en ufak bir çaban yok. Çok daralıyorum bu şekilde yaşamaktan. Ne kadar dayanırım bilmiyorum.

Ve ben bu ruh hali içindeyken kabus eve taşındığımın 25. gününde bebeğim doğdu. Benim içimdeki sıkıntıları alıp götürmeye bu sular yeter mi?

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir