Kabus Evde Son Günler

Kabus evde son günler, son ayların sıkıştırılmış sürümü gibiydi. Deliye dönmüş gibi her fırsatta şiddetle iğnesini batırıyordu.

O evdeki 255. gün:

“Ev buldum. Buldum evet. İnternetten şöylece bakınmayı bırakıp aramaya gittiğim ilk günde, pat diye. Üç gün oldu ve o anda gerçek oldu ayrılık. Öncesinde her an senin bir adımınla beklemeye devam edebilecekmişim şimdi anlıyorum. Oysa evi bulunca ayrılık kaya gibi çöktü üstüme. Üç gündür kendimi kaybettim. Bir hareketinle vazgeçecek durumdaydım ki, evi bulduğumu söylediğim gün “görece mantıklı” konuşan sen iki gündür delirmiş vaziyettesin.

Evi beğendiğim ve tutmaya karar verdiğim günün akşamı Can’ı uyuttuktan sonra yanına gelip oturduğumda her an patlayacağından korkarak söyledim sana ev bulduğumu. Başlangıçta beklemediğim kadar sakin bir şekilde konuştun benimle. Ayrılığın nasıl olacağı üzerine karara varmıştın çoktan. Can’la ilgili her şeyi bilmek istiyordun. Her gün fotoğraf gönderecektim sana. Onun faturalandırabildiğim masraflarının yarısını ödeyecektin… Nasıl bir evdi? Kirası, konumu,… Aile terapistinin yönlendirmesi üzerine istersen Can bir yaşını doldurana kadar gelip kalabileceğini söyleyene kadar beklentime göre sorunsuz gidiyor gibiydi. O noktada sinirlenmeye başladın ve daha önce yaptığın gibi sert bir şekilde reddettin. Uyarılarını yaptın: Kontratı imzalamadan önce iyi düşünmeliydim. Dönüşü yoktu. Çocuk oyuncağı değildi ayrılık. Bir daha dönemezdim.

Gerginliğinin giderek yükseldiğini fark edince konuşmayı devam ettirmeyip yatmaya gittim. Sabah ise burnundan solur bir halde buldum seni. Nefes alsam neden nefes aldığımı sorgulayacak şekilde fırsat kolluyordun. Can’ı senden ayırmaya hakkım olmadığını onu çok özleyeceğini söyleyip durmana rağmen akşam yine dansa gitmekten geri durmadın.

Evde olduğun anlarda ara ara bir ağlama tutturuyorsun. Üzülüyorum. İki dakika sonra bir bakıyorum elinde telefon ya da karşında televizyon kahkahalarla gülüyorsun. Dengesizliğini aklım almıyor. 

Dün o ağlama anlarından birinde bir anda öfkelenip bana yardım etmeyeceğini söyledin. Zıvanadan çıkmış bir halde koridorda bağırışını hiç unutmayacağım: “SANA HİÇBİR ŞEKİLDE YARDIM ETMEYECEĞİM. ANLIYOR MUSUN?! BU AYRILIĞIN BÜTÜN SORUMLULUĞU SENİN! YALNIZSIN! YAPAYALNIZSIN!” Beni yalnız bırakıp cezalandırmak istiyorsun. Yalnızlıktan, para sıkıntısından korkacağımı sanıyorsun galiba. Evet ayrılık kararında sorumluluk benim. İkimizin de mutsuzluğun zirvesinde olduğumuz açıkken ve sen kendinde hiç kusur görmezken devam edemeyeceğimiz aşikar olduğuna göre delirmeye beş kala kendimi ve Can’ı bu kuyudan kurtarmak bana düştü. Anlamadığın şu ki, ben zaten yalnızım aylardır. Şimdi en azından kendi yaşam ortamımda yalnız olacağım. Üstelik, bu eve taşınırken bile bana yardım etmemişken şimdi nasıl yardım beklediğimi düşünebiliyorsun ki? Resmen şiddetli geçimsizlik yaşarken ve sen de bu ayrılık sayesinde çok rahatlayacakken nasıl oluyor da medeni bir ayrılık olamıyor bu anlamıyorum! Benim bir beklentim ve talebim olmasa da, her şeyden önce Can için sen kendiliğinden taşınma sürecinde de sonrası için de ben kabul etmesem de nezaketen yardım teklif etmeliydin. Onun yerine bu bağırtılar neden? “İnsanlık” ne zaman öldü? Ben seni nasıl sevdim?

Bir yandan içim kan ağlıyor. Neden bilmiyorum hala seviyorum seni. Üstelik Can’ın anne baba ayrı hep hassas dengeler üzerinde büyüyecek olması düşüncesi beni delirtiyor. Ancak, her saniye kavgayla ve sinir hastası olmuş bir anne babayla büyümesinden iyidir.”

Ben bu satırları yazarken o yine dışarıdaydı. Gece geç vakitte eve döndü. Sonradan öğrendim ki kardeşimle buluşmuşlar. Kendinden o kadar emin ki kardeşimi konuşmaya çağırıp hiç hata yapmadığını söyleyebilmiş. Utanmadan beni fiziksel olarak hırpaladığını hafifleterek de olsa söylemiş bir de “Senin karın böyle davransa sen de aynısını yapmaz mıydın!” diye üste çıkmış. Yapmaz çok şükür! Buna rağmen kardeşim, ilişkide sorun varsa iki tarafın da mutlaka hataları olduğunu dile getirerek kendi gözlemlediği kadarıyla onun yanlışlarını anlatmış; ama narsistin amacı benim hatalarımı gösterip kardeşimin beni ayrılıktan vazgeçirmesi olduğundan bunların bir anlamı olmamış.

O açıdan da istediğini alamadığı için ertesi gün bir önceki güne nazaran daha da sertti. Ben bir yandan Can’la ilgileniyor, bir yandan eşyalarımı toplamaya çalışıyordum. Kitaplarımın kolilerden hiç çıkmamış olmaları bu anlamda işime yaradı. Mutfak eşyalarını toplamak biraz vaktimi almıştı; çünkü bir yandan kendi eşyalarımı toplarken bir yandan da onun eşyalarını eski yerlerine koyuyordum. Benim izlerimin evden silinmeye başladığını görünce çok mutlu oluyordu. Can’la paylaşıyordu mutluluğunu: “Oh nihayet dolaplarımız rahatlıyor oğluşum!”

Topladığım kolileri ve boşalan dolapları kontrol ediyordu, bana ait olmayan bir şeyleri alırım diye! Hatta birkaç çay bardağını ben uyurken kolilerden çıkarıp tekrar dolaba koymuştu da koliyi kapatırken boşluğu fark edince neden öyle yaptığını sorduğumda o bardakların kendisine ait olduğunu söylemişti. Çay bardağından söz ediyoruz! “Hırsız” demenin en aşağılayıcı yollarından biri olsa gerek! Ben onun kışkırtmasına karşılık vermeyince de kalkıp tekrar bardaklara bakmış yüzünde pis bir sırıtmayla geri getirip “Haklısın, bunlar benim modellerden değilmiş” diyerek tekrar ortaya koymuştu bardakları.

Geceleri Can uyuduktan sonra toplama çalışmalarına ağırlık veriyordum. O ise kuzuyu uyandırmak için koridorda şarkı söyleyerek ya da telefonda konuşarak dolaşıyor, o saatte çamaşır makinesini çalıştırıyordu. Uykusu zaten çok hafif olan yavru her seferinde tam da onun istediği gibi uyanıyor, hem yavrucak uykusundan oluyor hem de benim toplanma çalışmalarımı baltalamış oluyordu. Gündüzleri Can fazla uyumadığı için pek bir şey yapamıyordum. Üstüne bebeğim ilk dişlerini o günlerde çıkarmaya karar verince iyice uykusuz kalmış zombiye dönmüştüm.

Öyle bir noktaya geldim ki, bir an evvel o evden çıkmak için yırtındığım halde bir türlü işleri toparlayamadığımdan taşınmayı ertelemek zorunda kalmamak için yakınlarımdan yardım istedim. Koşa koşa gelen iki kişi aslında hayatımı kurtarmış gibilerdi.

Nihayet her şeyi toparlayıp ıvır zıvır birkaç parçanın kaldığı son gece Can’ın küvetini koymak için elime aldığım büyük çöp poşetine bakakaldığımı hatırlıyorum. Zihinsel, ruhsal ve bedensel yorgunluk bir çöp poşetini bile açmama olanak vermeyecek seviyeye gelmişti. Poşete dakikalarca baktım, açamadım. En sonunda sabaha bırakmaya karar vererek gidip uyudum. Sabah dinlenmiş vaziyette kalktığımda çöp poşeti bir sorun olmaktan çıkmıştı da çok zor ve yoğun bir gün beni bekliyordu.

Kardeşim erkenden geldiğinden, başkalarının yanında maskesini takınan narsist o gün beni taciz etmedi. Evde her an bir yerlere zarar verme olasılığı bulunan taşımacılar varken neredeyse beni gözü görmüyordu. Adamların başlarında durup her hareketlerinde kapıları, duvarları, parkeleri… korudu.

O gün biz çıktıktan sonra bir sinir krizi geçirdiğini tahmin ediyorum; çünkü ablası aramış ulaşamamış, ona ulaşmam için beni aramıştı. Ablasının aramasına yanıt vermezken benim telefonuma kimbilir ne düşünerek cevap verdiğinde sesi çok kötü geliyordu. Sonradan ablasının beni suçlayıcı telefonu da bunun göstergesiydi. Hep ben suçlu hep ben kötüydüm. Ne olursa olsun insan dayanamıyor işte! O durumda bile onun için üzülüyordum.

Karmakarışık duygular içinde ve tabi bir sürü yardımla o gün akşama kadar işlerin önemli bir kısmı tamamlandı ve gece yatabileceğimiz bir evimiz oldu. Benim ilk aydınlanmam da o akşam olacaktı.

Kendi evimde ilk kez banyo yapıyordum ve bir farklılık vardı. Can’la yakın arkadaşım Oya ilgileniyordu. Aylardır ilk kez banyo kapısında “çocuk durmuyor, acele et” diye sıkıştıran biri yoktu. Arada suyu kapatıp dinliyordum Can’ın sesi içeriden gayet keyifli geliyordu. Çok basit bir ayrıntı benim kopmama sebep oldu: Duş başlığı!

Narsistin evinde duş başlığı yerinden çıkarılamazdı. Hortum zarar görmesin diye yerinden çıkmayacak şekilde ara tutacakların içinden geçirmişti. Evine yeni taşındığım dönemde banyoda duş başlığını yerinden çıkararak kullandığımı söylemem tabi ki garip karşılanmış, bir süre hortuma özgürlük verdiyse de sonra yine sabitlemişti. Ve ben o gün aylar sonra ilk kez alışkın olduğum gibi yıkanabiliyordum. Ne saçma değil mi! Bir duş başlığının hareket edebiliyor olması bir insanı rahatlatır mı! Rahatlatmaz! Sadece aylarca bunun gibi ufacık tefecik yüzlerce konuda nasıl ince ince rahatsız edildiğini hatırlatır! En ufak isteklerinin, alışkanlıklarının, ihtiyaçlarının hor görüldüğünü hatırlatır! Bu hatırlamalar bu kadını orada suyun altında ağlatır…

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Kabus Evde Son Günler” için 2 yorum

  1. Cok geçmiş olsun bende de bir tane var bu kadar aşırı degil ama cok özelliği tutuyor nasil mucadele edebilirim evli kalarak sizce?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir