Üçüncü Kişilerin Tepkileri

Üçüncü kişilerin tepkileri bu süreçte ister istemez beni çok etkiledi. Hayatım boyunca her şeyin üstesinden tek başıma gelebileceğimi düşünen bir insan oldum ben. Sevdiklerimin yanımda olması güzeldir yalnız, olmadıkları durumda da kendi kendime halledebilirim derdim.

Bu fikirden ilk sapışım hamilelik döneminde oldu. Fiziksel ve duygusal olarak yanımda birinin olmasına ihtiyaç duyuyordum. Evlilik fikrinin bana uzak olduğu önceki yıllarda, doğanın çocuk sahibi olmak için neden iki kişi gerektirdiğini kendimce sorgularken hamilelikte anladım çocuk yetiştirmenin iki kişilik bir iş olduğunu. Tesadüfe bakın ki, ilk kez ihtiyaç hissettiğim noktada bu birliktelik için yanlış kişiyi seçmiştim.

İkinci kırılma noktam birliktelik sonlandıktan sonra desteğe ihtiyaç duyduğumda oldu. Ben hala saf saf evi ile ilgili takıntılı olduğu için böyle bir adama dönüştüğünü düşünerek kendimi kandırdığımdan, evleri ayırınca sorunların büyük kısmının ortadan kaybolacağını sanıyordum. Ayrılık değil miydi sorunlu bir ilişkinin çaresi?! Öküz ölünce kavganın biteceğini umuyordum da “öküz”‘ü yanlış tanımlamıştım. Bizim “öküz”, ilişki değildi, beni onun kurbanı durumuna düşürerek aramızda bir bağlantı kuran herhangi bir şey “öküz” olabilirdi. “Öküzün ölmesi” için bağlantının kopması gerekiyordu ve bir oğlumuz varken bu olası görünmüyordu. Ayrılığın ilk dönemlerinde umutla o sürecin geçici olacağına kendimi inandırmaya çalışıyordum. Ancak halihazırda uzun zamandır yoğun baskı altında olmanın getirdiği sıkıntıları tedavi edememişken sürekli ateş altında olmak beni yıpratmaya devam ediyordu.

Bu da yetmiyor, Can’la görüşmelerinde bir arada bulunduğumuz zamanlarda, yazılı mesajlarda ve hatta Can’ın doktor randevusu gibi birlikte bulunmamız gereken ortamlarda bile beni bana ve çevreye kötülemekten geri durmuyordu.

Yeter“, dediğim yer burasıydı. O güne kadarki “Kim ne düşünürse düşünsün, ben kendimi biliyorum” şiarından çıkmam gerekiyordu. Desteğe ihtiyaç varken bir de bu karalamalara, ucu bucağı görünmeyen yalanlara karşı sessiz kalmak beni daha da yalnızlaştırıyordu. Durumu anlattığım yakın bir arkadaşım, bu açıklama gereği duymama halinin özgüveni yüksek insanların ortak sorunu olduğunu söylemişti. Daha çok yeni benzer bir durumda sustuğu için iş ve özel yaşamı karışan bir arkadaşıyla dertleşmişlerdi. Gerek duymamak yanında bir de utanç vardı bende. İçine düştüğüm durumu ne kendime yakıştırabiliyordum ne de ona. Bazı şeyler karı koca arasında kalmalı diyordum. Ayrılmadan aylar önce birkaç seans da olsa gittiğimiz aile terapistinde bile anlatmamıştım çoğu şeyi. Neyi koruyordum? Belki de kendimi bu durumların vehametini kabullenince yaşayacağım hezimetten koruyordum bilinçsizce. 

Bir de genel duruşum vardı çevrenin tepkisini etkileyen. O, her fırsatta ne kadar mağdur, ne kadar üzgün, oğluna ne kadar hasret olduğunu en duygusal role girerek anlatırken ben konuşmamakla yetinmiyor gergin halimle daha baştan olumsuz izlenim bırakıyordum. Çevremde baskın, net bir karakter olarak bilinirken anlatsam da kimse inanmazdı benim şiddet mağduru olduğuma. Nitekim inanmayanlar oldu. Oraya geleceğim; ama bu gerginlik halinin etkilerinin bende uyandırdığı bir farkındalık var ki anlatmam lazım:

Fatih, narsistin arkadaşı olup ikinci evliliğinde de uzun zamandır sorunlar yaşıyordu. İlk evliliğinin bitmesinin ardından birkaç ay içinde evlenmişlerdi Ayla’yla. Kendilerini bizzat görmesem de narsistten sık sık “Ayla’nın yanlışlarını” dinliyordum. Fatih’e kötü davranıyordu. Sürekli kızıp bağırıyordu. Fatih ne yapsa onu mutlu edemiyordu. Zorlu bir süreç sonunda tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olmuşlar, o süreç ve bebekli yaşamda Ayla iyice depresyona girmiş nihayet zorla gittiği doktor “tükenmişlik sendromu” demişti. O sıralar ben hamileyken bir ortamda bir araya geldiğimizde Ayla’nın gerginliği fazlasıyla aşikardı. Fatih’in özellikle çocukla ilgili yorumlarına ve davranışlarına sertçe ve ters yanıtlar veriyor, Fatih’ten şikayet ediyordu. Doğru davranmıyordu. Bu da Fatih’i mağdur gösteriyordu.

Aylar sonra ben lohusayken Ayla’nın Can için gönderdiği eşyalara teşekkür etmek üzere onu aradım. Bu arada, Fatih’le boşanmışlar, Fatih daha karısından ayrılmadan birlikte olmaya başladığı yeni sevgilisiyle gezmelere doyamıyordu. O telefon konuşmasından önce Ayla’yla toplam üç kez bir araya gelmiş çok da samimi olamamıştık. O konuşma ise dünyalara bedeldi.

Ayla telefonu açtığı anda narsistle konuştuklarını, aramamı beklediğini söyledi safça. Narsist benim hakkımda şikayetlerde bulunmuş, Ayla’dan benimle konuşmasını istemişti. Beni sık sık bebekle ilgili konularda ondan fikir almak için yönlendirmeye çalışmasının sebebini anlamış oldum. Yaklaşık bir saatlik telefon konuşmasının onuncu dakikasından sonra ikimiz de ağlıyorduk; çünkü aynı şeyleri yaşadığımızı keşfetmiştik. Bir farkla, Ayla gerçekten tükenmiş vaziyetteydi ki, o ilişkiye kendinden tüm verdiklerine ve Fatih’ten bir şey alamamış olmasına rağmen, üstelik Fatih’in onu aldattığını bildiği halde hala “Yapabileceğim başka bir şey olsa yine yapardım” diyordu. Kendisini o hale getiren Fatih’in tutumu olduğu halde ona sinirlenmemiş olsa evliliğinin bitmeyeceğini sanıyordu. İronik bir şekilde ona narsist tarafından bir görev verilmişti: “Ben yaptım sen yapma. Onu memnun etmek için verebiliyorsan daha fazlasını ver. Kendimden vazgeçmeyeceğim diye düşünme” diyordu!

Bugün o konuşmayı hatırladığımda Fatih’in de narsizm konusunda söz konusu narsistten geri kalmadığını söyleyebilirim. Ayla’yla o günden sonra konuşmadım. Üzerinden uzun zaman geçti. Umarım kendini iyileştirebilmiştir. O gün Ayla’yla olan o konuşma bana tükenmeden bir çıkış bulma konusunda motivasyon vermişti.

İlişki içindeyken ve ayrıldıktan sonraki o gergin halimde üçüncü kişilere karşı narsistin mağdur görünmesi bana Ayla’yı hatırlatmıştı. Sinirli, gergin hallerdeki bir insanın mutsuz olduğunu anlamak kolay da yargılamadan önce onu o hale getirenin ne olduğunu bilmek gerekirmiş. Ayla o duruma gelene kadar kimbilir neler yaşamıştı? O ruh hali aslında bir şeylerin yolunda olmadığını gösteren bir yardım çağrısıydı. Ben anlamamış onu kınayan tarafta olmuştum. Şimdi ben içinde bulunduğum durumda aldığım tepkilere çok üzülüyordum.

Kendimi iyileştirmenin yollarını ararken yakın gördüklerimle konuşuyordum, çok şikayet ediyor gibi görünüyordum; fakat ağır kısımları hala dökemiyordum. Beni her gün defalarca ve ince ince taciz etmesine sebep olan o kırlent düzeltmeler, o bulaşıklık örtüsü gibi minik konular ayrılık sebebi olarak görünmüyordu haliyle karşımdakilere. Abarttığımı söyleyenler, söylemeseler de öyle düşündükleri bakışlarından belli olanlar, narsistin dışarıdaki kibar, güleryüzlü, eğlenceli halini tanıyıp yalan söylediğime hükmedenler, “Erkekler böyle biraz, alttan almak lazım.” sığlığı, çocuğumuz da olduğu için “hayra girme” düşüncesiyle barıştırma çabalarına girmek isteyenler ve daha niceleri beni “kimse beni anlamıyor” düşüncesindeki ergen moduna sokmuştu. En yakınlarımda bile görüyordum bu tip hareketleri. Kendi annem aylarca hiç kimseye söylemedi ayrıldığımızı. Tekrar barışacağımızı ümit ediyordu.

Bu tepkileri verenlere kızmıyorum. Anlattıklarım ışığında görebildikleri bu kadardı. Annemi de suçlamıyorum, zira üzülmesin diye birçok şeyi hala anlatmadım ona. Kaldı ki şimdilerde şahit oldukları bile yetti tavrının değişmesine. Öte yandan, özellikle narsizm tanımına ulaşıp beynimden vurulmuşa döndüğümden beri alabileceğim ne kadar destek varsa başvuruyorken yaşadığım zorlu zamanları paylaştığım üstelik kadın hakları ve şiddet konularında bilinçli (“bilinçli görünen” demeliyim belki) bir grup arkadaşımın sessiz kalması beni derinden yaraladı. Hayatımda belki de ilk kez desteğe ihtiyacım olduğunu yüksek sesle dile getirdiğimde tepki vermeyenler bana dostluğun ne olduğunu hatırlattılar.

Bununla birlikte, hiç beklemediğim yerden çıkagelen, benzer sıkıntılar yaşadıkları ya da daha önce şahit oldukları için beni anlayıp kucaklayanlar oldu. Müteşekkirim onlara tam anlamıyla. Aylar içinde fark ettim ki, dostlar da ne kadar yanımda olmak isterlerse istesinler yaşayan ya da şahit olan biri gibi algılayamıyorlar. Çok yakınlarım bile laf arasında belki beni neşelendirmek amacıyla onun ismini kullanarak şakalar yaptıklarında bilmiyorlar ki şaka malzemesi yaptıkları kişi benim tecavüzcüm. Çok mu sert geldi? Bir başka şekilde söyleyeyim o halde: Ruhuma, kişiliğime, huzuruma, sevme yeteneğime, güvenme yeteneğime tecavüz etti o. Keşke konuşurken bilebilseler bana ondan bahsettiklerinde tecavüzcümden bahsedilmiş gibi ruhumun ayaklandığını, adrenalin salgıladığımı.

Mantıklı düşünen insanlardan yaşadığım mantıksızlığı ve travmayı anlamalarını beklemem haksızlık olur. Ben bile yıllardır o mantıksızlığın içinde algı sistemini anlamak ve onunla iletişim kurabilmek için çabalamakla boğuşurken ancak öğrenebilmiştim kalıbını. Sonradan okuduğum narsizm kitaplarındaki belirtilerle onun davranışlarını eşleştirmek zor olmadı haliyle.

Eşleştirmek demişken, hani yaşlı teyzeler vardır televizyonda doktor programlarını izlerken karşılaştıkları bir hastalığın belirtileriyle kendi şikayetlerini eşleştirip kendilerine teşhis koyan; uzunca süre o teyzeler gibi davranıp davranmadığımı, ulaştığım narsizm teşhisinin böyle bir yanılgı olup olmadığını sorguladım. Ne kendi sorgularım ne okumalarım ne de danıştığım uzmanların yorumları şimdiye kadar beni bu tanıda haksız çıkarmadılar. Halbuki, ömür boyu sürecek bir kabusla boğuşmaktansa yanılmış olmayı tercih ederdim.

Beni tam anlamıyla anlamasalar da geçmişi düşünmeyi bırakıp önüme bakmamı tavsiye eden güzel yüreklilere bile anlatamıyordum geçmişte kalamadığını, şimdi şu an devam ettiğini, korkularımın endişelerimin onun her tacizinde katlandığını. Haklı oldukları bir yan vardı: En ufak bir tetikleyici zihnimde geriye dönüp o anları yeniden yaşamama sebep oluyordu. Geçmişte yaşananları unutamıyor kendimi ağır şekilde suçluyordum. Bu bağlamda, blog yetişti imdadıma. Çok iç karartıcı hatta kimilerine göre itham edici belki; ama o olaylara narsizmi bilerek geri dönüp bu farkındalıkla değerlendirmeye ihtiyacım vardı. Hala bütün olayları gözden geçirmiş ya da kendimi tam anlamıyla affedebilmiş olmasam da en azından anladım artık ne yaşadığımı ve yaşıyor olduğumu. Nasıl başa çıkacağımı çözebilmek için uğraşıyorum. Hem kendim hem de kuzum için bununla zarar görmeden yaşamayı öğrenme çabasındayım.

Bu amaçla bulabildiğim tüm kaynakları sömürüyorum. Kitaplar okuyor, videolar izliyor, internetteki destek gruplarını takip ediyor, profesyonel psikolojik destek, gerektiği noktada hukuki danışmanlık alıyorum. Daha iyi anlamak ve başa çıkabilmek için bir yol haritası oluşturma derdindeyim. Ancak, insana en iyi desteğin yine insan olduğunun da bilincindeyim. Çevremdeki “insan”‘ların varlığı için şükrediyorum. Biliyorum ki, kendi başına hayatla başa çıkabilmek kadar önemli bir diğer beceri de ihtiyaç duyduğunda yardım isteyebilmek. O anda yardım çağrına yanıt verenler varsa her şeyin üstesinden gelebilirsin.

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Üçüncü Kişilerin Tepkileri” için 4 yorum

  1. Merhaba,
    Aynı olayları ve aynı duyguları tam 11 sene yaşadım. 3 sene flört, 9 ay ayrılık ve boşanma, 1 sene tekrar barışma. Nihayet tükenmiş ve içi boşaltılmış bir şekilde bitiş. Ondan asla kurtulamayacağımı düşündüğüm bir gece ölümü bile göze almıştım, sonra da tekrar barışmıştım. Yalanlarla ve acılarla yaşanmış 11 sene sonunda, aslında onun hayatında hiç olamadığımızı anladım. Şimdi 7 yaşındaki oğlumla temiz ve sevgi dolu bir dünyam var; ama endişe, hüzün, sevinme gibi duygularımı kaybettim. En çok da yaşadığım büyük sinir krizinden sonra 3 senedir ağlayamamış olmaya çok üzülüyorum. Benime iletişime geçerseniz sevinirim, çocuk konusunda aynı şeyleri yaşıyoruz. Dün babasından gelen oğlum “akşam sadece popkek yedim” dedi ve kahroldum. Ben arkadaşımla yemekte balık yemiştim 😔

    1. Geçmiş olsun. Hem sizin hem de oğlunuzun yaşadıklarınıza çok üzüldüm. Keşke çocuklarımızın en büyük sorunları bedenen aç bırakılmaları ya da yanlış şeyler yedirilmeleri olsa.
      Terapiye devam ediyor musunuz? Ağlayamama durumunu ben de bir süre yaşadım; ancak çok şükür atlattım. Kendinizden umudu kesmeyin. Mutlaka kendinize geleceksiniz. İstediğiniz zaman iletişim sayfasındaki e-posta adresimden bana yazabilirsiniz.
      Sevgiler

  2. Merhabalar, ben çok şükür evlenmeden ailem sayesinde farkettim. Benim de şüphelerim vardı fakat bu kadar büyük manipüle edip kandırıldığımın farkında değildim. Nişanı attım. Şimdi aynı ortamda bulunmak zorundayız iş gereği ve ben onu yok sayıyorum. Kendisi hem narsist hem antisosyal kişilik bozukluğu olan biri nasıl davranacağımı bilemiyorum. Yok saymak mantıklı mı?

    1. İş yerinde sizin arkanızdan yürüteceği karalama kampanyasına karşı önlemlerinizi aldığınız sürece, kendisiyle muhatap olmamak sizin için en rahatı olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir