Kaygı Hali

Kaygı hali hamileliğini öğrendikten kısa süre sonra başlayıp giderek tırmanan, uyanış travmasıyla birlikte de senin için zirveye ulaşan, hayatının eksilmez bir parçası haline geldi.

Sürekli tetikte olma

Sürekli taciz ateşi altındayken rahatlama, gevşeme, dinlenme gibi eylemler sana çok uzaktı. Özellikle onun evindeki yaşam sürerken salondaki kırlentin duruşu değişince, gece üşüyüp battaniyeye ihtiyaç duyunca, mutfakta bulaşık çıktığında, bulaşığı yıkarken, çamaşır astığında, banyo yapamazken ya da yapmaya çalışırken, uyuyamaz, bebeğini uyutamazken ve daha bir sürü günlük sıradan durumlarda hep bir şekilde hatalı, beceriksiz ya da sorunlu olmakla suçlanıp aşağılanırken sırf saldırıya maruz kalmamak için onu kışkırtacak her türlü hareketten uzak durabilmen gerekiyordu. Doğal olarak tetikteydin.

Ayrıldıktan sonra kendi evinde bile devam etti bu ruh halin. Bebeği görmeye geleceği günlerde evin neresinde ne hata bulacak, yine neyi eksik görecek, ne bahaneyle sorgulayacak, bu kez nasıl saldıracak diye her hücrenle ayaktaydın. Nitekim bulurdu mutlaka bir şeyler.

Telefonla yaptığı tacizler, olur olmaz mesajlar, sık sık ve arka arkaya görüntülü aramalar seni öyle tedirgin ediyordu ki, bildirim sesi duymamak, ışığı görmemek için zaten bebek doğduğundan beri titreşimde duran telefonu tamamen sessize alıp başka odada bırakmaya başlamıştın.

Hala bu durumdasın. Koruma kararı yasal olarak sana ulaşmasına engel oldu belki geçici süreliğine; ama yasaları tanımadığını bilmek esir gibi hissetmene yetiyor. Her an bir yerden bir saldırı gelecekmiş gibi kendini ve yavrunu korumak üzere gözlerini ve kulaklarını dört açarak yaşıyorsun.

Donakalma

Kimi kaynaklarda “frozen fright” denilen, korkudan ya da kaygıdan donakalma durumu olarak çevirebileceğimiz bir hal yaşıyorsun. Tehlike anında savaşma ya da kaçmanın yanısıra bünyenin verebileceği olağan bir tepki aslında bu da.

Yalnız fiziksel olarak bedeninin hareket edememesi, donup kalması gibi düşünme. Tehdit fizikselse tabi bedeninin donakalma olasılığı var. Üzerine doğru hızla gelen bir arabayı gördüğünde şaşkınlık ve korkudan hareket edememek bunun bir örneği. Ancak sendeki zihinsel bir donakalma.

Söz konusu tehditin yarattığı şiddetli korku ve/veya kaygının baskısıyla zihninin bir anda işleyebileceğinin çok üzerinde işleme maruz kalarak yanıt verememesi, beyninin aşırı yüklenen bir bilgisayar işlemcisi benzeri görevini hakkıyla yerine getirememesi gibi düşün. Gerçek hayata yansımasını ise en çok kendini iyi ifade edememe olarak görüyorsun. 

Hani sapkınlığın değerlendirmesini yaparken birine anlatman gerektiğinde kendini nasıl ifade edeceğini düşünmüştün; şimdi de sömürüden sana kalanlara dair teşhisini koyabilmek için bugüne kadarki deneyimlerini düşün. Tek başlarına önemsiz sayılabilecek yüzlerce tacizin yıllar süren alıştırma evresi sonunda üstüne yağmaya başladığını ve bitmek bilmediğini kısa sürede ve anlaşılır biçimde birine anlatma zorunluluğu sana ne hissettiriyor?

Kaygı ve korku!

Doğru ve anlaşılır biçimde anlatamazsan çok kötü sonuçlar doğuracağı fikri bir köşeden alarm verip duruyor; çünkü halihazırda yaşamayanın anlama olasılığının çok düşük olduğu, dört duvar arasında yaşandığı için kanıtlanmasının imkansız olduğu bir sorunla boğuşuyorsun. İnsanların doğru düzgün dinlemeden yargıya varmalarından bezmiş ruhun bir kişiyi daha kaybetme olasılığını kaldıracak durumda değil ve panikliyor.

Olaylara ve duruma yukarıdan bakıp buraya yazdığın gibi genel kapsamı verebilmek varken küçük örnekler arasında boğuluyorsun da “Ali saçımı çekti. Bir de kalemimi aldı. Sonra da çantamı düşürdü.” diye ağlayan mızmız bir kız çocuğundan farkın kalmıyor karşındakinin gözünde. Kaygı ve korku etkisi, orada bir yerde olduğunu bildiğin kapsayıcı yanıta ulaşmanı engelliyor.

Kaygıyla yaşamak

Ayrılana kadar üstüne yüklenenler seni yıkamamıştı; ama ayrıldıktan sonra bebeğin dolayısıyla sürdürmek zorunda olduğun iletişimin ve onun saldırılarının ömür boyu sürebileceğini idrak etmen seni daha önce hiç hissetmediğin bir çaresizliğin ortasına attı.

Ne yaparsan yap narsistik sapkının kışkırtılmaya devam edeceğini düşünüyorsun. Nazik de olsan karşı da çıksan tepkisiz de kalsan onun hakimiyetini koşulsuz kabul edip istediği gibi davranmıyorsan iletişim kapısı açık olduğu sürece narsistin üstüne gelmeye devam edeceğine inanıyorsun. 

Sürekli tetikte, kendini ifade edememenin tedirginliği içinde kaygıların süregeliyor. Zihninin gerçekdışı felaket senaryoları üretip panikatak benzeri sonuçlar doğurmadığına sevinmekle birlikte belli ki güvende hissetmeden bu kaygılardan kurtulman mümkün değil. Sömürünün mirası seni kolay kolay terk edecek gibi görünmüyor.

👇

İlişkili Yazılar

👇

Sömürünün Mirası

Adım Adım Terapi

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Kaygı Hali” için 2 yorum

  1. Anne Frank’ın günlüğü gibi değerli bir kaynak buradaki yazılanlar.
    Sadece üçüncü kişilerin gözündeki mızmızca değil anlattığın zaman, kendi gözünde de çok ufak, çok önemsiz, evliliği ve gelecek için kurduğun hayalleri yıkmaya değmeyecek şeyler. Biraz da bu nedenle mı, biraz da bu bahaneye sığınıp da mı çıkamadık. kaçamadık… “Adam manyak mı neden yapsın? Neden kısıp dursun gaz lambasını?” diyorsun. “Kendini neden yorsun, sadece bana değil ki kendine de zararı. Neden yapsın bu saçmalıkları? Hem de herşey bu kadar göz önündeyken.” Hem de kendisi “ya ben mutlu olalım istiyorum herşey güzel olsun istiyorum neden büyütüyor neden uzatıyorsun” diye şikayet ederken neden yapsın?

    1. Çok haklı sorular. Kendilerini yanıtliyorlar zaten. Ancak şunu bir netleştirelim: “Önemsiz mi? Yoksa önemsiz olduğuna mı inandırılıyoruz?” Toplumsal olarak olumsuzluklarla başa çıkabilmek için kaçınma modunda değil miyiz? Özellikle evlilik söz konusu olduğunda evliliğin sürmesi kendi varlığından ve çocuklarının mutluluğundan önemliymiş gibi sürekli fedakarlık beklenmesine, gözünü kapatıp devam etmesinin istenmesine alışkınız. Ne kadar eğitimli, kültürlü olursa olsun toplum içine işliyor insanın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir