Olumsuz Yaşantıları Görmezden Gelme

Olumsuz yaşantıları görmezden gelme tercihini bizzat yapmıştın…

Hamilelik dönemindeki sıkı uzlaşma gayretin bir işe yaramadığı gibi gerginlik giderek tırmandı. Başa çıkamadığın davranışlar sergilemeye başladığını görünce bilinçli olarak bir karar verdin. Görmezden gelecektin. Bu kararı vermende iki önemli sebep vardı:

Birincisi, her ne kadar ona kulak asmadığını sansan da, seni kontrolü altına alabilmek için ısrarla savunduğu, hamilelik hormonları yüzünden her şeyi fazla abarttığın ve mantıklı düşünemediğin fikrinden etkilenerek kendinden şüpheye düşmüştün. Oysa, ne giyiminden yemeğine kadar her şeyine karışması, ne herhangi bir ihtiyacınızla ilgilenmediği gibi senin yapmak istediğin düzenlemelere de sürekli eleştirerek ve aşağılayarak engel olması, ne hemen her bir araya gelişinizde yaşadığınız kavgalar ve bu kavgaların hepsinde “Keşke aldırsaydık!” haykırmaları, ne de tüm diğer yaşantılara verdiğin tepkiler abartılı ya da saçma idi. Hepsi başlı başına ruhunu sömüren saldırılardı. Her ne kadar yoğun stres altında olduğunun farkında olsan da sebeplerini açıkça görmek istemedin. Erteledin.

İkinci sebebin de bu farkındalıkla doğrudan bağlantılı idi. Bebeğinin doğal yollarla sağlıklı bir şekilde dünyaya gelebilmesi için kendine dikkat etmem ve stres yapmaman gerekiyordu. O anda sorunları çözemediğine göre sağlığınızı tehlikeye atacağına birçok tacizi arka plana atarak baskılama yoluna gittin. Zira, başa çıkmaya kalkarsan o bitmek tükenmek bilmeyen kavgaların bebeğe zarar vereceğinden çok korkuyordun.

Bebeğinin analı babalı büyümesi için sabretmen ve aynı evde yaşamayı denemen gerektiği düşüncesine öyle saplanmıştın ki, özellikle hamileliğinin son aylarında hemen her trafiğe çıkışınızda arabayı deli gibi sürmelerini, araba kullanırken bağırıp çağırmalarını, küfretmelerini, sakin olması için uyarma cesaretini gösterdiğin noktada senin ve bebeğin canınıza kastı olduğunu açıkça itiraf edişini bile algı sisteminin değerlendirmesine izin vermeden sümen altı ettin. O boyuttaki bir tehlikeyle yüzleşecek durumda değildin.

O dönemde gerçekleri olduğu gibi görebilecek zihin açıklığın olsaydı ve gözardı edip küçümsemek ve ertelemek yerine hak ettikleri gibi değerlendirmeyi tercih etseydin arkana bakmadan oradan kaçarak uzaklaşırdın. Şimdi nihayet görebiliyorsun ya, bu da sevindirici!

Gel gelelim, bu alışkanlık doğumdan sonraki dönemde de yaşantındaki tacizler katlanarak arttığı için onlara orantılı olarak devam etti ve yerleşti. Ayrılığın üstünden aylar geçmesine rağmen saldırıları süregeldiğinden sendeki görmezden gelme eğilimi varlığını sürdürüyordu. Ancak uzaklaştırma kararı çıktıktan sonra biraz nefes almaya başlayınca algı sistemin bu ağır tehdit ve tacizlerle başa çıkmaya cesaret edebildi. 

Stockholm Sendromu

“Kendini esir edene aşık olan rehine” tanımı senin olumsuz yaşantını tarif etmekte sığ ve ona uzak kalıyor. Oysa, bir bakıma Stockholm Sendromu’nun aile içi şiddet kurbanında görülebilecek özelleşmiş bir halini deneyimliyordun.

Çaresizlik, nasıl başa çıkacağını bilememe, kendinin ve yavrunun güvenliğinden endişe etme ve korku bir araya geldiğinde hayatta kalma ve korunma içgüdün seni yönlendiriyordu. Farkında bile olmadan onu savunma moduna girebiliyordun.

“Onu savunman” çeşitli şekillerde beliriyordu. Üstelik hem kendine karşı hem de başkalarına karşı bu savunmaları kullanıyordun. Onun yaptıklarına gerekçeler uydurman bu örneklerden biriydi. Utandığın için, onu kışkırtmamak için, öfke patlaması yaşamasından çekindiğin için özellikle başkalarının önünde sessiz kalıyordun. Açıkça ve rahatça yalan söylediğini görüyor, kimse bir şey anlamasa da sen yerin dibine giriyordun; fakat konuşsan rezillik çıkacağından böylece söylediği yalanlara da suç ortağı olmuş oluyordun.

Bir başka savunma yöntemin, kendine bile itiraf edemeyip yüzleşemediklerini başkalarına karşı da yoksaymaktı. Yakın zamana kadar sana yöneltilen bazı sorulara onu temize çıkaracak yanıtlar verebiliyordun. Örneğin fiziksel şiddet uygulayıp uygulamadığını soran birine, düşünmeden “Hayır” diyebiliyordun. Yaşadıklarını küçümsemek belki onun “Abartıyorsun yine!” içerikli manipülasyonlarından, belki gözardı etme yaşantısının bilinçdışı gelişmesinden kaynaklanıyordu.

Annesiyle ilk tanıştığın günden beri annesine karşı olan tutumundan, onu azarlamadan geçen bir tek konuşmaları olmamasından rahatsız oluyordun. Geçmiş yıllarda yaşlı kadına böyle davranmaması gerektiği hakkında çok sık uyardığın da olmuştu. Uyarıların, sebebini henüz algılayabildiğin üzere, bir işe yaramamıştı da seni asıl etkileyen annesinin tutumuydu. Oğlu ona ne kadar kötü davranırsa davransın yine de onu el üstünde tuttuğunu görüyordun. Bir tanecik oğlu vardı. Yıllarca kocasından da şiddet görmüş, ekonomik özgürlüğü olmayan, artık yaşı da çok ilerlemiş olduğu için çocuklarına ihtiyaç duyan bir konumdaydı. Yaşamını sürdürebilmek için çareyi alttan alma, kabul etme ve sabretme üçgeninde bulmuştu. Stockholm Sendromu’nun en açık örneklerinden biriydi. Ancak sen bunları açıkça görüp hayret ettiğin halde kendi durumunun farkına varamıyordun.

Kötü niyetli olma olasılığı aklına gelmiyordu. Fiziksel şiddet sırasında gördüğün o nefret dolu bakışlar hemen onu terk etmen gerektiğinin kanıtıyken anın cinnet haline verip kalmaya devam edebiliyordun. Yıllarca emek ve sevgi verdiğin kişinin karanlık yürekli olduğunu özümsemek herkesin harcı değildir. Sen hıçkıra hıçkıra ağlarken karşında keyifle gülebilen ve şarkı türkü söyleyebilen birini “sevdiğini” görebilmekse ömrünün en zor kabulüdür. Zira, saldırı ve sevgi arasındaki gelgitler sende bir tür travmatik bağlanma yaratmıştı. Korktuğun kişiden gördüğün sevginin gerçekliğine inanmak, kaçıp kurtulamıyorsan kalman için sana yalancı bir sebep sunuyordu.

Son Tahlilde

Sevgi sandığın, istismarın ruhunda yarattığı bir yara izini kapatma yanılsamasından başka bir şey değildi. Psikolojik şiddete maruz kalan insanın şiddeti uygulayan kişiyi çevreye karşı savunması klişesinin ortasına düştün. Olumsuz yaşantıları görmezden gelme tercihin seni Stockholm Sendromu’na kadar götürdü. Tüm rahatsız ediciliğine rağmen geç de olsa gerçeğe kavuşmak ve onunla yüzleşebilmekse inanılmaz derecede değerli.

👇

İlişkili Yazılar

👇

Sömürünün Mirası

Adım Adım Terapi

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir