Destek ve Adalet

Destek ve adalet mekanizmaları duygusal istismar kurbanları için yetersiz kalmaktadır. Bu alanlardaki eksiklikler fark edilirse istismar kurbanının şiddet gördüğünü inkar edişiyle başlayan hak aramama eğilimi anlaşılabilir. O kadının ya da çocuğun destek isteyebilmesi veya ayağına kadar gelen desteğin yüzüne kapıyı kapatmamayı başarabilmesi için, şiddete uğramadığını söylemesinin arkasında yatan sebepleri anlayıp yok edebilmek gerekir. Bu anlamda kişisel gerekçeler çeşitli olmakla birlikte karşımıza en yoğun şekilde çıkan sebepler şunlardır:

  • İstismar edildiğinin farkında olmama: Kişi, daha önce üzerinde durduğumuz gibi istismar manipülasyonlarının etkisiyle, şiddeti ayırt edemediği için, içinde büyüdüğü ortam dolayısıyla şiddet yaşantısını “normal” kabul ettiği için, yani toplumsal, kültürel, psikolojik sebeplerle bir inkar durumunda olabilir.
  • İstismarcıya karşı duyulan korku: Kurban içinde bulunduğu durumun farkındaysa, istismarcının şiddeti ne kadar ileri götürebileceğini de en iyi bilen kişidir. Uğradığı tehditlerin gerçekleşme ihtimalleri bile sessiz kalması için yeterli olabilir.
  • Güvencesizlik: Şiddet içinde yaşamak güvence değildir elbet, ancak ekonomik özgürlüğü ya da ailevi desteği olmayan bir kadının hatta bir çocuğun bulunduğu şiddet ortamından çıkabilmek uğruna sesini yükseltebilmesi için yaşamını sürdürebileceğine dair bir güvenceye ihtiyacı vardır.
  • Kanıtlayamama: Psikolojik istismarın kanıtlanmasının zorluğu şiddet kurbanını yasal süreçlerde tam anlamıyla savunmasız bırakmaktadır. Hukuki süreçler kanıta dayalı olduğu için duygusal şiddet gören kişiyi korumakta yetersiz kalmaktadır. Aynı durum, aile ve arkadaş çevresi için de geçerli olup kurbanın kendine inandıramaması daha büyük psikolojik hasara sebep olmaktadır. Dolayısıyla, çaresiz hisseden kurban kendini ifade etmekten vazgeçebilir.

Çare

  • Uyandırma: Sosyal görevliler, yakın arkadaşlar, aile, komşular yani şiddete tanıklık eden herhangi bir kişi kurbanı uyandırmalıdır. Daha fazla zarar vermeyecek, korku ve tedirginlik yaratmayacak şekilde, kurbanla iletişim ilkelerine uyarak kurbanın kötüye kullanıldığının farkına varması sağlamalıdır. Bu anlamda, uzman kişilerin, belki ihbar üzerine, bu desteği vermeleri en sağlıklı çözüm olabilir.
  • Koruma: 6284 sayılı kanun aile içi şiddete karşı koruma kararı çıkarılmasına olanak tanıyor. Ancak, çoğu kişi böyle bir yasanın varlığından habersiz. Süreli bile olsa kurban ilk travmayı atlatıp önüne bakabilecek güce erişene kadar bir rahatlık sağlıyor. Tehdit devam ettikçe uzatılabiliyor. Ancak, çocuklarla şiddet uygulayan ebeveyn arasındaki görüşme, çocukların ebeveynleriyle ilişki kurma ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ebeveynin çocuklara şiddet uyguladığı açıkça kanıtlanmazsa engellenmiyor.
  • Psikolojik destek: Şiddet uygulayanın uzaklaştırılmasını sağlayan bir yasa tek başına yeterli değil. Şiddet mağduruna ücretsiz ve ihtiyaç duyduğu sürece devam edebilecek şekilde profesyonel psikolojik destek sağlamak gerekiyor. Zira, şiddeti ayırt edemeyen kanıksamış toplum üyeleri tarafından desteklenmek, bu kişiler aile ve yakın arkadaş çevresi bile olsa mümkün olmuyor. Eğitimli bir çevreye sahip olmak da toplumsal kaçınma tepkilerini yok etmiyor. Kurban gereksinim duyduğu desteği bulamıyor.
  • Sığınma olanağı: Şiddete maruz kalan kişilerin ekonomik özgürlüklerini sağlayana kadar sığınabilecekleri evlerin arttırılması, varlıkları ve erişilebilirlikleri hakkında bilinçlendirme çalışmaları yürütülmesi gerekiyor.
  • Ekonomik özgürlük: İhtiyacı olan şiddet mağdurunun istihdam edilmesi için çalışmalar yürütülmesi, kurbanları istismarcıya bağımlı bırakmamak için zorunlu görünüyor.
  • Hukuki destek: Şiddet mağdurunun haklarını öğrenebilmesi için ücretsiz hukuki destek sağlanması ve hak kaybı yaşamaması için doğru şekilde yönlendirilmesi gerekiyor.

Ülkemizde bu olanaklar çok kısıtlı olmakla birlikte, ihtiyaç duyuyorsanız belediyenize, Sosyal Hizmetler’e ve Mor Çatı‘ya danışmanızı öneririm. Yüksek maliyetli göründüğü kadar gerekli olan bu destek mekanizmaları devlet tarafından sağlanmalı, bu konuda çaba sarf eden özel vakıflara da özellikle finansal destek verilmelidir. Şiddetin toplumsal maliyetinin çok daha büyük olduğu gözardı edilmemelidir.

Hukuki süreçlerde psikolojik şiddet paradoksu

Dört duvar arasında yaşanan ve fiziksel ya da cinsel istismar gibi dışarıdan görülen bir iz bırakmayan psikolojik şiddetin kanıtlanmasının zorluğu, narsist sapkın gibi dışarıda melek görünümlü bir istismarcıya maruz kalan kurbanı özellikle hukuki süreçlerde yalnız bırakıyor. Öte yandan, aynı kanıtlama zorunluluğu suçsuz bir kişinin psikolojik şiddet uyguladığı iddiasıyla iftiraya uğrayarak haksız yere cezalandırılmasının önüne geçtiği için de gerekli. Nitekim, özellikle çekişmeli boşanma davalarında her iki tarafın da büyük oranda psikolojik şiddete maruz kaldığını iddia ediyor olması aile mahkemelerinde hukuki süreçlerde görev alan hakim, avukat ve diğer uzman kişilerde mesleki bir körlüğe yol açmış durumda. “Herkes” şiddet iddiasında bulunduğu için “hiçbirini” dikkate almıyorlar. Kuruların yanında yaşlar da yanıyor.

Bu sebeple, psikolojik şiddet kavramının içini boşaltmamak önemli. Hiçbir şiddet eylemi kabul edilebilir olmamakla birlikte, psikolojik şiddet içeren bir eyleme maruz kalmakla, kasıtlı olarak bütün yaşam damarlarınız baskılanarak ya da yok edilerek istismar edilmek arasındaki farkı teslim etmek gerekiyor.

Şiddet kurbanı kişilerin haklarını koruyabilmek için bu süreçlerde reforma gitmek şart. Ortada bir istismar iddiası varsa, her iki tarafın da psikolojik durum tespitinin ayrıntılı inceleme seanslarının ardından yapılması gerekiyor. Yürürlükte olan süreçte Aile Mahkemeleri’ndeki davalarda tek oturumluk bir psikolog görüşmesi ancak ayarlanabiliyor. Narsizm gibi bir kişilik bozukluğunun tespit edilmesi uzun terapiler sonrasında bile zorken, bu tek oturumda istismarcı karakterin anlaşılması beklenemez. Beklenmiyor zaten! Söz konusu tek seferlik psikolog görüşmesi davanın bürokratik sürecinde tamamlanması gereken bir aşama olarak özensizce tamamlanıp bitiriliyor. Burada “özensiz” derken uzman psikologların tavrından bahsetmiyorum. Sürecin kendisi psikolojik değerlendirmeyi tek görüşmeyle sınırlı tutarak halihazırda onların da işlerini layıkıyla yapmalarının önüne geçiyor. Öyle ki çıkan raporlarda çok temel yanlış bilgiler bulunması bile avukatlarca alışıldık ve önemsiz görülüyor.

Psikolojik şiddetin cezai yaptırımı

Yasal olarak fiziksel şiddet gibi psikolojik şiddet de suç sayılıyor. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca şikayette bulunulabiliyor. Ancak, ceza davasının kabul edilmesi için istismarın kurban üzerindeki etkilerinin yadsınamaz şekilde kanıtlanabilmesi gerekiyor ki, bir eziyet suçu işlediği sabit görülsün. Haber programlarından hatırlarsınız, istismarcıya verilecek cezanın hasara oranla belirlenebilmesi için cinsel istismar davalarında kurbanların psikolojik olarak etkilenip etkilenmedikleri tespit edilmeye çalışılıyor. Hatta, cinsel istismara maruz kalan çocukların psikolojik olarak etkilenmediklerine dair rapor yayımlayan Adli Tıp ciddi şekilde eleştiriliyor.

Psikolojik şiddet iddiasında da durum aynı. Sürekli eleştiri, aşağılama, hakaret, gaslighting, yalnızlaştırma, ölümle tehdit, çocuğu düşürmeye çalışma…vb. gibi eylemlerin kanıtlanması neredeyse imkansızken bir de istismarcının şiddet suçu islediği sabit olsa bile kurbanın etkilenim seviyesine bakılıyor. Bir yetişkinin gördüğü psikolojik hasarın nesnel ölçümü yapılamazken henüz konuşacak çağda olmadığı için psikolojik terapi alamayan bir çocuğun gördüğü zararı nasıl ölçebilirsiniz?!

Ölçemezsiniz!

Hal böyle olunca, ceza davası olasılığı avukatlar tarafından duygusal istismara maruz kalan kişiye sunulmuyor bile. Boşanmalarda genel olarak uygulandığı üzere manevi tazminat davası açma yoluna gidiliyor. Şiddete maruz kalan kişi istismarcıdan para talep eder duruma düşürülüyor! Halihazırda yaşadığı eziyeti kimseye inandıramayan kurban için bir de para için bu iddialarda bulunduğu şüphesi doğuyor!

Kısacası yürürlükte olan yasalarla ve bu yasaların uygulanma şekliyle değerlendirdiğimizde psikolojik istismar kurbanı korunmuyor, hakkını arayamıyor ve istismarcı hak ettiği cezayı bulmuyor.

Bu adaletsizliğe birilerinin acilen el koyması gerekiyor ve o birileri bizden başkası değil! El koyma süreci, şiddeti yaşayan ve şiddete tanıklık edenlerin bu haksızlığa karşı somut itirazlarda bulunmalarıyla başlıyor.

👇

İlişkili Yazı: Tespitler ve Öneriler

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir