Şiddete Karşı Hissizlik ve Tepkisizlik

Şiddete karşı hissizlik ve tepkisizlik yaşayan, şiddet üzerine haddinden fazla deneyimi olan, bu sebeple şiddetin varlığını kanıksayan bir toplulukta yaşıyoruz. Öyle ki, başa çıkamayacağına inandığı için çözme gayretine girmeyen ve görmezden gelen insanların oluşturduğu bu toplulukta şiddetsizliğe ulaşabilmek için önce şiddetin kendisini ve olumsuz etkilerini insanların gözüne sokmak zorunluluğu kendini gösteriyor. On yılların hissizliğini çözebilmekse ancak, dayanma sınırını geçtiğimizi anlayıp “YETER!” diyebilmekle mümkün olur. Bu hissizlik çözülebilirse hemen arkasından çözüme dair eylem planlarını oluşturma, geliştirme ve uygulama çalışmaları başlamalıdır. Zira, uyuşukluğa alışmış zihinlerin tekrar hissizleşmesi çok kolaydır. Cinsel istismara dair bir haberle ortalığın nasıl ayağa kalktığını; ama birkaç hafta içinde herkesin unutup normal hayatına döndüğünü hatırlayın. İstismara uğrayan kişi ve ailesi dışında herkes için bu konu giderek uzaklaşır ve “gerçekliğini” yitirir.

Daha somut bir konu üzerinden örnek vereyim. Bedendeki bir kas grubunun uzun süreli yanlış kullanımdan kaynaklanan bir sorunu çözmek için bedensel farkındalığı arttırmaya dair çalışmalar yapılırken bu “dayanma sınırı” kullanılır. Sürekli bilgisayar başında ve stresli bir ortamda çalışan kişinin boyun kaslarında süregelen gerginliği konu alalım. Kişi farkında olmadan boynunu kasmaya ve sürekli “şiddet içinde” yaşamaya alışmışsa bu alışkanlıktan kurtarmak için önce bedene bu alışkanlığın yarattığı sıkıntıyı açıkça göstermek gerekir. Bunun için kullanılan bir teknik, gerginliği hissetmeye yönelik bir uyanıklık hali oluşturmaktır. Kişi boynunu kastığını fark ettiği anda daha çok kasarak bedenine bilerek rahatsızlık verir. Dayanabildiği bir sürenin sonrasında kontrollü olarak kaslarını gevşetir ve o andaki rahatlık haliyle önceki sıkıntıyı karşılaştırır. Bu takip ve uygulama, beden rahatsızlığı iyice anlayıp doğal olarak gevşemeyi öğrenene kadar sürer.

Bana göre bu yöntem, şiddet içinde yaşamanın bize ne kadar zarar verdiğini görmemizi sağlayarak istismara karşı olan felç halinden kurtulmamızda da etkili olur. Bu amaçla, kamuoyunun tepkisini çeken bir istismar haberinin ardından istatistikler, kamu spotları havada uçmalıdır. Görmezden gelmeyi alışkanlık haline getirmiş zihinlere kaçacak yer bırakmadan, daha çok daha çok hatırlatılmalı, bu konuda düşünme ve tartışma ortamı oluşturulmalıdır. Öyle ki, bir şiddet olayıyla karşı karşıya kalan insan başını çevirip yoluna gitmek yerine durup engel olma isteğini kendinde bulabilsin. Herhangi bir ürün allayıp pullayıp muhteşem kılıflarda satabilen halkla ilişkiler uzmanları, tasarımcılar ve reklamcılar biraz da şiddet üzerine hünerlerini göstermelidir ki, toplumun bu konuda uzun süre tartışması, çözüm bulması ve bulduğu çözümleri uygulaması hayali gerçekçi bir olasılığa dönüşsün.

Tepkisizlik örneği

Uyuşukluk halinden kurtulduğumuzu ve nihayet el koyma, tepki verme aşamasına geldiğimizi varsayalım. Şiddete tanık olduğumuzda verilecek doğru tepkinin ne olduğunu biliyor muyuz?

Komşuda kavga var diyelim. Adam kadını dövüyor belli. Televizyonun sesini kısmış olayı dinliyorsunuz ailece, evinizle birlikte bir sessizlik çöküyor yüreğinize de. İçiniz cız ediyor, çok kötü hissediyorsunuz. Olay büyüyebilir. Çok daha feci şeyler olabileceği geçiyor aklınızdan; ama sinmiş bir şekilde oturup dinlemeye devam ediyorsunuz. Çocuklarınız endişeli, gözünüzün içine bakıyorlar. Siz bir şey yapmamaya devam ediyorsunuz. Hatta belki, “Başkalarının aile meselelerine karışılmaz.” minvalinden bazı cümleler dökülüyor ağzınızdan; çünkü sizin anne babanız da size öyle söylemiş zamanında.

Aslında içsel olarak biliyorsunuz ortada fena halde yanlış bir şey olduğunu, müdahale edilmesi gerektiğini; fakat sessiz kalmak öğretilmiş bebekliğinizden beri. İçinizden gelen, sizi rahatsız eden o hissi bastırıp olayın çabucak bitmesi için dua ediyorsunuz belki. Zira ne yapmanız gerektiğine dair pek bir fikriniz yok.

Tanıdık bir komşuysa gidip kapıyı tıklatabilir misiniz? “Aman kardeşim çok gerilmişsiniz, sakin olalım.” diyerek yumuşatabilir misiniz ortamı?

Olmaz, ters adam, size de saldırabilir.

Birkaç komşudan destek alın, birlikte gidin?

Olmaz, kimse müdahil olmak istemez.

Polisi arayın? Hem üzerinize tepki çekmemiş olursunuz?

Daha önce aradık, kadın çıktı kapıya. Öyle bir şey olmadığını söyledi. Polis de müdahale edemedi. Elimiz kolumuz bağlandı.

Sözün bittiği yer mi? Değil!

Böyle bir durumda bizzat karışmamayı anlarım, hatta doğrusu odur bir açıdan; ama şiddete maruz kalan kadının ifadesi bu yönde olsa bile komşuların şikayetiyle kapıya polis gelmesi, şiddeti uygulayan için bir uyarıdır. Bu uyarı her olayda yinelenmelidir. Zira, bu tip özdenetim mekanizmaları psikolojik açıdan toplumsal baskı kurup yasal yaptırımlardan daha etkili olabilir. Kimi durumlarda komşular tarafından onaylanmama hissi bile bir sonraki şiddet eğiliminde istismarcıya geri adım attırabilir ya da kurbana destek verebilir. Ayrıca, adamın bulunmadığı ilk fırsatta kadına yani şiddet mağduruna bilgi ve destek verilmeli, sessiz kalmaması gerektiği anlatılmalı, yardım alabileceği kişi ve kurumlara yönlendirilmelidir.

Bu öneriyi özel hayata müdahale olarak algılayabileceklere de şiddetin her türlüsünün suç olduğu ve şiddete tanıklık ettiği halde engel olmayanın bu suça ortak olduğu hatırlatılmalıdır.

Otomatik algılar

Sağlıklı bir bireyin böyle bir durumda deneyimleyeceği “otomatik bilişsel süreç” bu örnek üzerinden şöyle işlemelidir:

  • Tanıklık etme: Komşuda kavga var.
  • Durumu tanımlama: Adam kadına şiddet uyguluyor.
  • Duruma uygun önleyici eylemleri belirleme: Acilen polisi aramalıyım.
  • Uygulama: Polisi arama
  • Takip: Polisi aramanın bir işe yarayıp yaramadığının, sorunun çözümü için yapılabilecek başka bir şey olup olmadığının takibi

Bir söz konusu süreç adımlarına, bir de toplum olarak kendimize baktığımızda ilk adımdan sonrasında türlü türlü algı ve karar yanlışları görürüz. Özellikle psikolojik şiddet söz konusu olduğunda durumu doğru tanımlamaktan bile aciziz.

Olur ya, bir şiddet olayına tanıklık ettiğimiz ve durumu doğru tanımladığımız halde yılların bastırılmışlığının etkisiyle tepkisizliğimizi devam ettirdik diyelim. Olay sonrası bizi tepki vermekten alıkoyan sebepleri sorgulamak da bir başlangıçtır. Sahi siz neden tepki vermiyorsunuz? Neler geliyor aklınıza? Ne düşünüyor, ne hissediyorsunuz böyle bir durumda? Bir daha aynı durumla karşılaşsanız ne yaparsınız?

Bireysel müdahale

Müdahale etmek, fiziksel şiddetin söz konusu olduğu bir ortamda kişisel güvenlik kaygıları dolayısıyla zor geliyorsa psikolojik şiddet örneklerinden başlayabiliriz; çünkü işlevsel bir tepki vermeyi başarabilmek için denememiz lazım. Burada “müdahale” derken araya girip kontrolü ele alıcı bir görev üstlenmekten değil, şiddeti uygulayana ve/veya şiddete maruz kalana dokunmaktan, onları uyandırmaktan bahsediyorum. Tabi ki o anda cereyan eden bir olaya tanıklık ediyorsanız ve durum ciddiyse şiddeti durdurabilmek önemlidir. Ancak, asıl uzun vadede sonuç verecek olan yöntem, ayrı ayrı uygun şekilde iletişim kurarak tarafların içinde bulundukları yaşantıyı fark etmelerini sağlamaktır. Nitekim, maruz kalan nasıl adını koyamıyorsa, şiddeti uygulayan kişi de toplumun kanıksamışlığı içinde eylemlerini “normal” görüyor olabilir. Dışarıdan üçüncü bir kişinin “Senin yaptığın, bir başkasına duygusal şiddet uygulamaktır” gibi bir tanımlama yapması, narsist sapkınlık benzeri bir algı karmaşası içinde değilse kişiyi uyandırabilir.

Narsist bir sömürgen için bu gibi uyandırma servisleri bir işe yaramayacağından kurban üzerine vakit ve emek harcamak tercih edilmelidir. Kaldı ki, yoğun manipülasyon saldırısı altında karar mekanizması bulanıklaşmış olan kurbanın şiddet yaşantısına dair inkar uyguları içinde olması sık görülür. Dolayısıyla kurbanın şiddete maruz kaldığını kabullenmesi de kolay bir süreç değildir. Ancak, bu aşamada dışarıdan alacağı bilgi ve göreceği destek hayati önemdedir.

Yine yeniden şiddeti ayırt edebilme

Şiddeti ayırt edebilme gözümüz açılmışsa iç sesimiz tepkisiz kalmamamız için bizi zorlamaya başlar. Tepkisizlik zincirini bir kere kırdığımızda ise çevremizdeki şiddet içerikli olayları daha net algılayıp tepkilerimizi zamanla doğal olarak iyileştiririz. Bugüne kadar sessiz kalarak şiddete destek veren toplumun duruşunu değiştirmekten, toplumun bir bireyi olarak şimdiye kadar şikayet ettiğimiz toplum baskısını olumlu bir amaç için kullanmaktan bahsediyorum.

Neden olmasın?

👇

İlişkili Yazı: Tespitler ve Öneriler

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Şiddete Karşı Hissizlik ve Tepkisizlik” için bir yorum

  1. Olur mu öyle şey?
    1. Ara dayağı yersin.
    2. Dört duvar arasına karışılmaz.
    3. Kim bilir kadın ne halt etmiştir?
    4. Onlar birazdan barışır, kötü olan sen olursun.
    5. Şiddet gösteren kişi “Sen kimsin?” diye sorar. Üstelik “seni gelsin de o komşun kurtarsın da görelim, haydi bakalım” diyerek bir dahaki şiddeti artırarak devam eder.
    6. Çoluğu çocuğu var insanların! Sayende ayrılsalar sen mi bakacaksın çocuklara ve kadına?
    vs…
    Narsist ebeveynlerden öğrenilmiş cümle ve çaresizliklerimiz var bizim…
    Bunlara rağmen DUR demek elimizde.
    Yine çok güzel anlatmışsınız. Sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir