Şiddetin Varlığı ve Görünürlüğü

Şiddetin varlığı ve görünürlüğü birbirinden farklı kavramlar olmakla birlikte, her iki konuda da toplumsal olarak bilgi eksikliğimiz ve algı hatalarımız su götürmez kesinlikte.

Sömürgen kişilerin artması

Batı toplumlarında patolojik sapkın seviyedeki narsistlerin oranı yüzyılın başında %1 olarak verilirken yakın zamanlı çalışmalar %5-10 arası sonuçlardan bahsediyor. Buna diğer kişilik bozukluklarını dahil ettiğimizde tablo giderek vahim bir hal alıyor. Örneğin; sosyopatların oranı %4 civarı. Diğer bozuklukları bir tarafa bırakıp sadece narsizme odaklanarak ve alt seviyeyi(%5) temel alarak çizeceğimiz en iyimser durumda bile yirmi kişiden birinin çevresindeki kişileri kötüye kullanmaya odaklı bir karakter yapısına sahip olduğu gerçeğiyle yüz yüze kalıyoruz. Düşünün, ortalama bir şehirde yaşıyorsanız her gün evden çıktığınızda “en az” bir istismarcı kişinin yanından geçiyorsunuz.

Sorun, sadece sömürgen, istismarcı ve şiddet eğilimli insanların toplumdaki azımsanmayacak orandaki varlıkları değil. Aynı zamanda bu oranın giderek artıyor oluşu. Bu hızlı artışı başka birçok sebeple birlikte modern yaşam yozlaşmasının empatiyi ve vicdanı yok etmesine bağlayabiliriz. Bireyselliğin dozunu patolojik benmerkezciliğe vardıracak kadar fazla kaçırdığımızı kabul etmemiz gerekir belki de.

Sebepler her ne ise, sosyolojik ve psikolojik açılardan incelenip değerlendirilerek kamuoyuna ve yetkililere sunulmalıdır. Bu değerlendirmeler ışığında öncelikle artışın, sonrasında da bu kişilik yapılarında yeni bireyler yetişmesinin önüne geçilmesi için çözümler aranmalıdır. Hatta bu araştırmalara nörolojik çalışmalar da dahil edilmelidir. Zira, sosyopatların beyinlerinin farklı çalıştığının ispatlanması gibi belki narsistler ya da diğer kişilik bozukluğu yapıları için de benzer sonuçlara ulaşılabilir ve hayal bu ya, bu tespit hem teşhislerin kolaylaşmasına hem de bir tedavi yönteminin geliştirilmesine önayak olabilir. Tam tersine nörolojik bir farklılığa rastlanmaması halinde ise çevresel etkenler üzerinde daha çok durmak gerektiği anlaşılmış olur.

Bu noktada varılan sonuçların içeriğinden ziyade önemli olan bir sonuca varılmasıdır. Deney kümelerinin genişletilmesi, araştırma sayısının arttırılması ve nihayetinde somut tespitler yapılabilmesi gerekir ki bu toplumsal çılgınlığın önüne geçmek adına bir adım atılmış olsun. Kimbilir belki yeni geliştirilecek psikoterapik yöntemlerle bu kişilerde kalıcı bir iyileşme sağlanması mümkün olur. 

Şiddetin görünürlüğü

Her yıl trafik kazalarında ölen ya da kalıcı zarar gören insan sayısının, terör saldırılarında ölen ya da kalıcı zarar gören insan sayısından daha fazla olduğunu bir yerlerde duymuş ya da okumuşsunuzdur. Peki psikolojik şiddet yüzünden zarar gören kişi sayısı hakkında bir fikriniz var mı? Bu konuda istatistikler duydunuz ya da okudunuz mu? Fiziksel ya da cinsel şiddet gören, istismar edilen kişilere yönelik haberlerle karşılaşıyorsunuzdur. Peki en son ne zaman “psikolojik şiddet” mağdurları üzerine bir haberle karşılaştınız?

Bu konuda özellikle ilgilenmiyorsanız büyük olasılıkla bu konuda belleğinizde pek bir şey yok; çünkü böyle veriler ya yok, ya paylaşılmıyor ya da kısıtlı ortamlarda paylaşılıyor. Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması başlığı altında sadece iki çalışma var. İlki 2008 yılında yapılmış, 2014 yılında da tekrarlanmış bu çalışmaların raporlarında psikolojik şiddet üzerine çok az veri var. Kaldı ki, hatırlar mısınız bilmem, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yönlendirmesiyle Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’ne 2014 yılında yaptırılan çalışmanın sonuçlarının yayımlanmaması o dönemde haber olmuştu da bunun üzerine 2015 Mart ayında tam rapor yayımlanmıştı. (Söz konusu çalışmanın tam raporuna Hacettepe Üniversitesi‘nin ya da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı‘nın sitelerinden ulaşabilirsiniz.)

Bahse girerim, bu çalışmaya dair haberlere bahsettiğim itirazlar dolayısıyla bir ihtimal rastlamış olsanız da tespit edilen istatistikleri hatırlamıyorsunuz. Yine bahse girerim, yatırımınız olmasa da euro, dolar kurlarını aşağı yukarı biliyorsunuz; çünkü para önemli bir konu olduğu için her gün haberlerde kur bilgileriyle karşılaşıyorsunuz.

Bu arada, bu çalışma adından anlaşıldığı gibi kadına yönelik şiddet üzerine. Çocukların ve erkeklerin maruz kaldıkları sömürüyü ve şiddet yaşantılarını kapsamıyor. Şiddetin belli bir cinsiyete yönelik bir olgu olarak görülmesi de bana eşitlikçi gelmiyor. Evet, ataerkil yapının, yüzyılların eşitsizliğinin getirdiği sosyolojik ve psikolojik yapılanma dolayısıyla şiddete maruz kalanlar büyük çoğunlukla kadın. Evet, narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişilerin yaklaşık %70’i erkek olduğu için narsistik sapkınlık yüzünden en azından duygusal sömürüye maruz kalanların da çoğu kadın. Ancak, evde, okulda, işte şiddete maruz kalan çocukları ve erkekleri de yoksaymamamız gerekiyor.

Toparlamak gerekirse, yapılan az sayıdaki çalışma bile bütüncül olmamakla birlikte özellikle psikolojik şiddet üzerine ulaşılmış veriler yok denecek kadar az.

Erken uyarının olanaksızlığı

Şiddet oranları çoğunluk için, yayınlandığı kadarıyla hemen unutulan birer istatistiki veriden fazlasını ifade etmezken kişileri olası istismar durumlarına karşı uyarmak da işlevsel olmuyor. Zira, sosyopat ya da narsist gibi istismarcı karakter yapıları filmlerde dizilerde karşılaşılan olağandışı, hatta zekasına ve yeteneklerine hayranlık duyulan kişiliklerden ibaret oluyor.

Hal böyleyken, kurbanın kendisini korumaya alabildiği noktada, söz konusu istismarcının benzer işkenceleri başkalarının üzerinde uygulamasının önüne geçmek istemesi insani olsa da, yine insani ve hukuki sebeplerle bir uyarı mekanizması oluşturmak mümkün olmuyor.

Sonraki kurbanın uyarılması bu bilgisizliğin karanlığında psikolojik sebeplerle işe yaramıyor. Uyarıda bulunan eski sevgili, narsist sapkının göz boyama büyüsünün etkisindeki yeni sevgiliye karşı olsa olsa “çamur atan kıskanç eski sevgili” konumuna düşüyor. Eski bir sevgiliden bunu duymayı bir kenara bırakalım, bir uzman psikolog bile böyle bir uyarıda bulunsa müstakbel kurban sömürgen kişinin manipülasyonlarının etkisiyle gerçekleri görmeyi reddedebiliyor.

Birebir uyarının uygun olmadığı aşikar olduğundan genele ifşa yöntemi akla geliyor. Ancak, istismarcıyı ifşa etmek hem açıkça savaş açmak anlamına geldiği için kurbanın yeni ve daha şiddetli saldırılara maruz kalmasının önünü açıyor hem de yine kanıtlama güçlüğü karşımıza çıkıyor. Zira, istismarcı kişi bu ifşayı bir hakaret ve iftira olarak ele alıp şikayetçi olduğu durumda kurban haklıyken haksız duruma düşüyor. Şiddetse görünmez kalmaya devam ediyor.

Şiddeti gözle görülür kılmak

Bu durumda önyargıları kırabilmek için şiddeti, şiddet eğilimli kişilikleri, istismarcı kişilik bozukluklarını bireylerden ziyade, kitlelerden, kurumlardan, tüzel kişiliklerden duyup anlamış olmak önem kazanıyor. Ancak, bu bilinç seviyesindeyken şiddetin kendisiyle karşılaştığımızda otomatik içsel uyarı mekanizmalarımız daha etkin şekilde devreye girebiliyor.

Öte yandan, şiddetin bu kadar yoğun olduğu bir toplumda yaşamı sürdürürken, var olan kısıtlı çalışmaların içeriği bile çarpıcıyken, şiddeti görünür kılmak adına malzeme yokluğundan söz edemeyiz. Bizim sorunumuz eldeki malzemeyi ortaya serememek ya da ortaya sermek için gerekli çabayı göstermemek. Halbuki, bireyler bir yana şiddet ve istismar halkın sorunu olduğu için devlet eliyle farkındalık projeleri yürütülmeli. Her köşe başından bilgiler, tespitler, çözüm önerileri, yeni proje ve uygulamalar fışkırmalı. Zira, toplumu bir konuda uyandırabilmenin yolu, o konuyla ilişkili türlü bağlantıyı insanların karşısına bilinç altlarına işleyecek yoğunlukta çıkarmaktan ve bu karşılaşmalara kayıtsız kalmamalarını sağlamaktan geçer.

👇

İlişkili Yazı: Tespitler ve Öneriler

 

👇

Paylaşım ve destek

Okuduklarınız size çok tanıdık geliyorsa, bu içeriğini oluşturmayı sağlayan bilgi ve deneyimden bireysel olarak faydalanmaya ve desteğe ihtiyacınız varsa paylaşım ve destek modeli konusundaki yazımı okuyabilir, iletişim kanallarımdan bana ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir